- Müyesser Turfan Geçici Erkek Konukevi
- Ayni ve Nakdi Yardımlar
- Yemek ve Kumanya Desteği
- Süt Kuzusu Dağıtımları
- Medikal Malzeme Desteği
- Acılı Günlerinde Ailelerin Yanındayız
- Paylaşmayı Unutmuyoruz
- Öğrencilerimize Destek Veriyoruz
- Buca Sosyal Yaşam Kampüsü Hayata Geçti
- Sokakta Yaşam Mücadalesi Veren İhtiyaç Sahiplerine Destek
- İzmir’e Hijyenik ve Kaliteli Öğünler
- Anne Dayanışma Kartı
Senin İçin İzmir
İzmir’in güneydoğusunda yer alan, bereketli toprakları, Bozdağ’ı, Gölcük Yaylası, Birgi’siyle Ödemiş, gezmeye görmeye doyulmayacak ilçelerden biridir. Ödemiş’te inanç turizminden kış turizmine, yayla turizminden ekoturizme kadar çok farklı turizm çeşitlerini bir arada yaşama olanağı bulunmaktadır. Ödemiş, Hitit, Fridya, Lidya, Pars, Roma ve Bizans dönemlerinden eserlere ev sahipliği yapmaktadır. Ödemiş yöresel el sanatları, meşhur köftesi ve cumartesi günleri düzenlenen muhteşem ve çok renkli pazarıyla da Ege’nin geleneksel yapıdaki sımsıcak ilçelerinden biridir.
İmam Birgivi’nin İzinde
Aydınoğlu Beyliği’ne başkentlik yapan, zengin bir kültüre ve etkileyici bir coğrafi çevreye sahip olan Birgi, Bozdağlar’ın güney eteklerinde Ödemiş’e 9 km. uzaklıkta yer almakta olup ilçe ile çevresinin kültür ve inanç turizmi merkezidir.
5.000 yıl öncesine uzanan kesintisiz bir tarihe sahip olan Birgi, Geç Kalkolitik ve Tunç devirlerini yaşamış; Lidya, Pers, Bergama krallıklarının, Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenliğinde kalmış; sırasıyla Dioshieron, Pyrgion ve Christopolis isimleriyle anılmıştır. Aydınoğlu Beyliği’nin yanı sıra Selçuklu ve Osmanlı uygarlıkları Birgi’nin tarihsel ve kültürel kimliğini oluşturmuştur. Birgi’de dünyaca ünlü birçok bilim adamı yetişmiştir: İlk Türk denizcilerinden, Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu Gazi Umurbey, Anadolu’nun ilk Müslüman Türk doktorlarından Celaleddin Hızır El Aydıni (Hacı Paşa) ve tanınmış İslam bilgini İmam-ı Birgivi Mehmet Efendi bunlardan bazıları olup bu kişilerin kabir ve türbeleri Birgi’de bulunmaktadır.
Ataullah Efendi Medresesi (İmam-ı Birgivi Medresesi)
Ataullah Efendi Medresesi, Sultan 2. Selim’in hocası Birgili Ataullah Efendi tarafından 1570 yılından önce yaptırılmıştır. Medresenin açık revakını üç taraftan çevreleyen; ocak, pencere ve nişleri olan 7 hücresi vardır. Medrese, burada müderrislik yapan İmam-ı Birgivî Mehmet Efendi’nin adıyla da anılır.
Osmanlı Hamamı
Plan şemasından ve yapım tekniğinden 15. yüzyılda yapıldığı anlaşılan bir Osmanlı hamamı, kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli hamamlar grubundandır. Külhan ocağı sokağa taşmış bu hamamın soyunmalık kısmı yakın geçmişte kaldırılarak yerine dükkân yapılmıştır.
Derviş Ağa Darülhadisi (Çukur Medrese)
Halk arasında Çukur Medrese olarak anılan Darülhadis, Derviş Ağa tarafından 1657-1658’de moloz taştan yaptırılmış açık avlulu bir yapıdır. Avlusunda kuyusu olan, asimetrik, L planlı bu darülhadisin güney kanadının doğu ucunda dershane/mescit ve her iki kanatta da kapı ve pencereleri revaka açılan 7 öğrenci hücresi vardır. Dersane ve hücrelerin üzeri kubbelerle örtülüdür.
Şeyh Muhiddin Hamamı (Çukur Hamam)
Moloz taştan yapılmış, kapalı alanları kubbelerle örtülü olan hamam, kare bir mekan etrafında sıralanan halvet hücrelerinden oluşur. Külhanı arkada basık tonozludur. Girişin önünde bulunan mermer döşemenin üzerinde, zamanında ahşap soyunmalık bölümünün olduğu tahmin edilmektedir. 15. yüzyıla tarihlenen bu hamam, bazı kaynaklarda Derviş Ağa Hamamı ya da Şeyh Muhiddin Hamamı olarak adlandırılsa da, halk tarafından Çukur Hamam olarak tanınır.
Gözetleme Kulesi (Pankuduz/Küp Uçuranlar Kulesi)
Çember temel üzerine oturtulmuş ongen planlı moloz taştan yapılmış bir Orta Çağ yapısı olan “Gözetleme Kulesi”nin, Birgi’ye adını veren “Pyrgion” olduğu tahmin edilmektedir. Halk arasında Küp Uçuranlar Kulesi olarak bilinen bu yapının üzerine 1997-1998’de eklenen kat, kiremit kaplı kırma çatı ile örtülmüştür.
Sıbyan Mektebi (Sarı Berber Mescidi)
Halk arasında “Sarı Berber Mescidi” olarak anılan bu yapının, mimari özellikleri değerlendirildiğinde Osmanlı’nın son döneminden kalma bir sıbyan mektebi (ilkokul) olduğu tahmin edilmektedir. Moloz taştan yapılmış, kare planlı bir yapı olan mektebin kiremit örtülü kubbesi, güneye açılan küçük bir kapısı, cephelerinde pencereleri, içinde mihrabı vardır.
Hafsa Hatun Çeşmesi
Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’in eşi Hafsa Hatun tarafından yaptırılmıştır. Devşirme ve moloz taştan yapılmış bu çeşme, iç içe üç yuvarlak kemerle oluşturulan çökertme içinde her iki üst köşesinde çarkıfelek motifi bulunan çeşme aynasıyla dengeli bir mühendislik yapısıdır. Bulunduğu semtin adıyla, Taşpazar Çeşmesi olarak da anılır.
ÇEKÜL/Çevre ve Kültür Evi
ıkılmış olan Hacı Osman Medresesi’nin kütüphanesi ya da baş müderris odasıdır. Cumhuriyet Dönemi’nde millet mektebi, sağlık odası, postane, kütüphane, kahve ve spor kulübü olarak kullanılmıştır. ÇEKÜL Vakfı tarafından satın alınan bu yıkık yapı, rekonstrüksiyonu yapılarak, 2003 yılında Birgi Çevre ve Kültür Evi olarak açılmıştır. Burada Küçük Menderes Araştırmaları Merkezi de hizmet vermektedir.
Akmescit (Elif) Dede Çeşmesi
Aydınoğlu Beyliği’nin kuruluşu sırasında gelen Horasan erenlerinden Akmescit Dede’nin (Elif Dede) adıyla kurulan köyünde yer alan çeşme moloz taş ve tuğla ile örülmüştür. Tuğla kemer içine çökertilmiş bu çeşmede, Roma Dönemi’nden kalma girlandlı mermer çocuk lahdi taslağı yalak olarak kullanılmıştır. Çeşme önündeki alanda, dedenin mezarı bulunmaktadır.
Çarşı Çeşmesi
1939 yılındaki selden sonra 1952 yılında yapılan yeni çarşının çeşmesidir. Kare planlı su haznesinin dört cephesinde çeşmeleri ve yalakları vardır. Yapımında Kütahya çinileri de kullanılarak cephelere yerleştirilmiştir.
Demir Baba Çeşmesi
Aydınoğlu Beyliği’nin kuruluşu sırasında gelen Horasan erenlerinden Demir Baba için yaptırılmış bir çeşmedir. Moloz taştan yapılan ve çökertme içinde oluşturulan tuğla ile örülmüş bir kemer içinde mermer çeşme aynası ve bronzdan harlağı yer alır. Çeşme yalağı da andezit taşından oyulmuştur.
Kerim Ağa Konağı
Dönem tekniği okunabilen, geleneksel Türk konut mimarlığının özgün örneklerinden olan Kerim Ağa Konağı’nın 18. ya da 19. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Zemin katı moloz taş ve toprak harçla yapılmış, üst katı sokağa taşırılmıştır. Üst katta bahçeye açılan açık sofa, odalarla çevrilidir. Sokak köşesi yuvarlatılmış zemin duvarlarında uçları nar ve bitki motifleriyle sonlanan ahşap elibelindeler, taşırılan konsolları tutmaktadır.
Kale Medresesi
Aydınoğlu Mehmet Bey’in ve Gazi Umur Bey’in kızı Azize Hatun’un Birgi’de medrese inşa ettirdiği vakıf kayıtlarında belirtilse de bazı araştırmacılar Kale Medresesi’ni özelliklerini göz önünde tutarak 16. veya 17. yüzyıla tarihlemektedir. Moloz taştan yapılmış bu medresenin kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
Açık avlulu, L planlı olan medresenin plan şeması bir kısmı tadilata uğradığı için tam okunamamaktadır. Görünen üç hücresi de tuğla ile örülmüş harç tonoz ile örtülüdür. Hücreler tek pencereli olup birisinde ara duvarda, diğer ikisinde ise köşelerde oluşturulmuş birer ocak yer alır. Ayrıca her hücrede 2’şer adet olmak üzere, ara duvarlar içlerinde oymalar vardır.
İmam-ı Birgivi Kabristanlığı
Halk arasında Böken Mezarlığı olarak anılan İmam-ı Birgivi Kabristanlığı, Birgi’nin Osmanlı Dönemi’nden kalma mezarlığıdır. Birgi’de müderrislik yapan Mehmet Efendi’nin buraya defnedilmesinden sonra, onun adıyla tanınmaya başlanmış olan mezarlıkta, Osmanlı Dönemi’nde önemli görevler üstlenmiş kişiler de yatmaktadır.
Sandıkoğlu Konağı
Sandıkoğlu Konağı, araştırmacılar tarafından 19. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir. Konağın zemin katı moloz ve kırma taşla örülmüş olup konsollarla genişletilmiş üst katın yan cepheleri taş örgülü, sokak cephesi ise ahşap sütrüktürlüdür. Üst katta avluya açılan hayatı, sokağa konsollarla taşırılmış odaları ile dış sofalı Türk evi tipinin özgün bir örneğidir. Ayrıca üst katın oda duvarlarında hayali İstanbul manzarası, vazoda çiçekler, panolar gibi resimleriyle de dikkat çekicidir. Birgi’de, Sandıkoğulları sülalesinin konutu iken bugün Belediye’ye ait olan bu yapı, Türk konut mimarlığının renkli ve özgün bir örneğidir.
Çakırağa Konağı
Ege Bölgesi’ne özgü mimari üslubu günümüze kadar korunmuş konaklarından birisi olan Çakırağa Konağı’nın inşaatının 1761 yılında Şerif Aliağa tarafından başlatıldığı bilinmektedir. Ancak konağın zengin, renkli ve süslemeli stili, tezyinatının 19. yüzyılın ilk yarısında yapılmış olduğunu göstermektedir.
Konak özellikle ahşap işçiliği ve panoramalarıyla dikkati çekmektedir. Bu süslemeler hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Konak sahibinin İstanbullu ve İzmirli iki eşine ait olduğu belirtilen iki baş odadaki İzmir’in ve İstanbul’un 19. yüzyıl ortalarına ait çizimleri oldukça etkileyicidir. Günümüzde müze olarak hizmet veren yapının çevresinde yöre sakinlerinin ve özellikle de kadınların el işlerini ve kurutulmuş ürünlerini sattığı sergilikler yer almaktadır.
Bozdağ Yaylası
Bozdağ, Birgi’nin 22 km kuzeyinde, 2.157 m yüksekliğinde, 1.150 metre rakımda kurulmuş bir yayladır. Adını Batı Anadolu’nun en yüksek dağlarından biri olan Bozdağlar’dan alır. “Ege’nin Alpleri” olarak adlandırılan Bozdağlar, Küçük Menderes ile Gediz ovaları arasında doğu-batı yönünde 170 km boyunca uzanır ve pek çok endemik bitkiye ev sahipliği yapar. Meşe ve çam ormanları içinde kurulan Bozdağ Mahallesi, yemyeşil doğası, tertemiz havası ve suyu ile bir yeryüzü cennetidir. Bu orman içindeki Mermeroluk mevki ve kaynak suyu çeşmesi önemli bir rekreasyon alanıdır. Yayla, yıl boyunca dağcıların ve doğaseverlerin uğrak noktasıdır. Ayrıca iklim şartlarının uygunluğu, Bozdağ’ı Türkiye’nin önemli yamaç paraşütü merkezlerinden biri hâline getirir.
Kent, ilk çağlarda Lidyalılar tarafından kurulmuş ve “Tmolos” olarak adlandırılmıştır. Coğrafi konumundan dolayı o dönemde karakol olarak kullanıldığı düşünülen Bozdağ, Lidyalılardan sonra Birgi ile Pers egemenliği altına girmiştir. Bozdağ, Çınarlı Park, Mermeroluk, Şelale Park, Kırk Çeşme gibi mesire ve piknik yerleriyle en büyük ilgiyi yaz mevsiminde görür. Fatih Sultan Mehmet’in, şehzadeliği döneminde Bozdağ’a gelerek, adını asırlık çınar ağaçlarından alan Çınarlı Park’ta, Hoca Molla Gürani’den ders aldığı bilinir. Ayrıca mahallede eski bir medresenin kalıntıları da bulunur.
Bozdağ’daki kayak merkezinde hem amatör hem de profesyonel kayakçılara yönelik üç adet kayak pisti ve teleferik bulunmaktadır. Yaylanın kuzey ucunda, kara yolu üzerinde Bozdağ Mahallesi’ne 4 km mesafede bulunan Kırkoluk mevki, zengin kaynak suları ile günübirlik ziyaretçileri ağırlayan bir mesire yeridir. Çevresindeki ovalara göre yaz ve kış sıcaklık değerleri düşüktür. Bozdağ Yaylası Ödemiş’e 28, İzmir’e 140 km. mesafededir. Bozdağ Yaylası’nın güneye uzantısı Elmabağı Yaylası olarak da bilinmektedir. Halk arasında Tekke olarak anılan Elmabağı ve daha güneydeki Ovacık Mahalleleri diğer yerleşim birimleridir. Kış aylarında Bozdağ Yaylası’ndaki yerleşimlerden Birgi’ye göç gerçekleşmektedir. Bu nedenle yaylanın kış ve yaz nüfusu farklıdır.
İzmir’e 140 km mesafede olan Bozdağ Mahallesi’ne hem Ödemiş hem de Salihli istikametinden ulaşılabilir.
Büyükçavdar Yaylası
Dağcılık, kayak, snowboard, yürüyüş, kros ve yamaç paraşütü yapmaya elverişli yayladaki otel ve bungalovlarda konaklanabilir, telesiyej kullanılarak Bozdağ’ın doruklarına hızlıca ulaşılabilir. Ayrıca Bozdağ Tepesi’nden (2.157 m) çevredeki manzarayı izlemek ve foto safari yapmak mümkündür. Bu sarp coğrafya, her mevsim günübirlik ziyaretçileri kendine çeker.
Gündalan Yaylası
Çevresindeki yaylalara göre yaz ve kış sıcaklık değerleri daha düşük olan Gündalan Yaylası yaz aylarında organik tarım için tercih edilen bir bölgedir. Dağcılık, yürüyüş ve kros yapmaya elverişli olan yaylanın güneyindeki yamaçlarda snowboard, batı yamaçlarında ise yamaç paraşütü için uygun ortamlar bulunur. Ayrıca yayladan geçen asfalt yol kullanılarak Büyük Çavdar Yaylası’ndaki Kış Sporları ve Kayak Merkezi’ne ulaşılır.
Gölcük
Denizden yüksekliği ortalama 1.100 m olan yaylada yer alan göl, 1.050 metre yüksekliğe sahip olup yaylanın en çukur bölümünü oluşturmaktadır. Yayla orijinal doğal ortamıyla ekoturizm için uygun bir ortamdır. Bozdağlar Platosu üzerinde bulunan kuzey-güney yönlü oluk şekilli çukurluklardan en büyüğü Gölcük Yaylası’dır.
Ödemiş’e 18, İzmir’e 130 km mesafede olan Gölcük Yaylası, serin havası, çevresindeki yeşil tarım alanları ve ormanı ile turlarla gelen ziyaretçilere etkileyici bir doğal ortam sunmaktadır. Göl çevresinde yaklaşık 6 km uzunluğunda bir yürüyüş ve bisiklet parkuru vardır. Kros, yamaç paraşütü, su sporları ve futbol için elverişli olan yayla, rekreasyon ve ekoturizm için de ideal bir mekândır. Göl çevresinde Gedikdüzü, Örseli ve Boğaz mevkilerindeki yamaçlarda ve gölün güneyinde “A” tepesi ile göl arasında Adabaşı mevkisinde ziyaretçileri mükemmel manzaralarla karşılayan yürüyüş ve foto safari parkurları bulunmaktadır. Gölün doğu kıyısındaki tepeler gölü hâkim bir noktadan gören, seyir zevki mükemmel alanlar; güneyindeki tepeler ise yamaç paraşütü yapmaya elverişli alanlardır.
Ayvacık ve Kılıç Yaylaları
Ayvacık, Bozdağlar Platosu üzerinde bulunan kuzey-güney yönlü oluk şekilli çukurluklardan Subatan Yaylası’na bitişik olanıdır. Halk arasında yayla olarak anılan Ayvacık’ta devamlı bir yerleşim yoktur. Ayvacık Düdeni, yaylanın gür orman dokusu dışında sahip olduğu en önemli turistik unsurdur. Düden, 228 m derinliğiyle Kıyı Ege Bölümü’ndeki en çetin mağara parkurunu oluşturan dikine bir mağara sistemi sunar. Yerli ve yabancı mağaracılık ekiplerinin düdene ilgisi büyüktür. Doğal ve kültürel dokunun en iyi korunduğu yaylalardan biri olarak dikkat çeken Ayvacık’ta, kros, doğa yürüyüşleri ve bisiklet sporu için uygun alanlar vardır.
Kılıç Yaylası ise Ayvacık Yaylası’nın kuzeybatı ucunun devamında bulunmakta olup doğa ve botanik turizmiyle öne çıkar. Her iki yaylada da fidancılık yapılmaktadır.
Çamyayla
Düzenli bir yerleşimin bulunduğu Çamyayla, yürüyüş ve foto safari için tercih edilebilecek ideal bir mekândır. Yaylanın sahip olduğu gür orman dokusu, en önemli doğa turizmi unsurudur. Fidancılığın yapıldığı Çamyayla, fasulye ve barbunya pazarıyla ünlü olup bahar ve yaz aylarında belirli sayıdaki günübirlik ziyaretçiyi ağırlar.
Çamyayla, kros, doğa yürüyüşü ve bisiklet sporu için elverişli ortamlara sahiptir. Yaylanın kuzeybatısında bulunan Horzum Yaylası’yla arasındaki orman alanı, tür çeşitliği ve genişliği bakımından Bozdağlar üzerindeki en zengin alandır.
Kayaköy
Kayaköy, Ödemiş’in batısında Bozdağların güney eteklerinde yer alır. Etrafında çok sayıda kale kalıntısı bulunan Kayaköy’ün sahip olduğu en önemli kültürel mirası, Çakırcalı Mehmet Efe ile aynı adlı konaktır. 1890-1900 yılları arasında inşa edildiği tahmin edilen konağın restore edilerek efelik kültürüyle ilgili yazılı, görsel ve etnografik eserlerin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmesi planlanmaktadır.
Her yıl mayıs ayı sonunda komşusu İlkkurşun Mahallesi’nde yapılan “İlkkurşun Bayramı”, Kayaköy halkı için büyük önem taşır. 1919 yılında Yunan işgal kuvvetlerine, Ödemiş’te ilk kurşun atılmasının yıl dönümünde hayata geçirilir.
İmam Birgivi’nin İzinde
Aydınoğlu Beyliği’ne başkentlik yapan, zengin bir kültüre ve etkileyici bir coğrafi çevreye sahip olan Birgi, Bozdağlar’ın güney eteklerinde Ödemiş’e 9 km. uzaklıkta yer almakta olup ilçe ile çevresinin kültür ve inanç turizmi merkezidir.
5.000 yıl öncesine uzanan kesintisiz bir tarihe sahip olan Birgi, Geç Kalkolitik ve Tunç devirlerini yaşamış; Lidya, Pers, Bergama krallıklarının, Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenliğinde kalmış; sırasıyla Dioshieron, Pyrgion ve Christopolis isimleriyle anılmıştır. Aydınoğlu Beyliği’nin yanı sıra Selçuklu ve Osmanlı uygarlıkları Birgi’nin tarihsel ve kültürel kimliğini oluşturmuştur. Birgi’de dünyaca ünlü birçok bilim adamı yetişmiştir: İlk Türk denizcilerinden, Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu Gazi Umurbey, Anadolu’nun ilk Müslüman Türk doktorlarından Celaleddin Hızır El Aydıni (Hacı Paşa) ve tanınmış İslam bilgini İmam-ı Birgivi Mehmet Efendi bunlardan bazıları olup bu kişilerin kabir ve türbeleri Birgi’de bulunmaktadır.
Ataullah Efendi Medresesi (İmam-ı Birgivi Medresesi)
Ataullah Efendi Medresesi, Sultan 2. Selim’in hocası Birgili Ataullah Efendi tarafından 1570 yılından önce yaptırılmıştır. Medresenin açık revakını üç taraftan çevreleyen; ocak, pencere ve nişleri olan 7 hücresi vardır. Medrese, burada müderrislik yapan İmam-ı Birgivî Mehmet Efendi’nin adıyla da anılır.
Osmanlı Hamamı
Plan şemasından ve yapım tekniğinden 15. yüzyılda yapıldığı anlaşılan bir Osmanlı hamamı, kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli hamamlar grubundandır. Külhan ocağı sokağa taşmış bu hamamın soyunmalık kısmı yakın geçmişte kaldırılarak yerine dükkân yapılmıştır.
Derviş Ağa Darülhadisi (Çukur Medrese)
Halk arasında Çukur Medrese olarak anılan Darülhadis, Derviş Ağa tarafından 1657-1658’de moloz taştan yaptırılmış açık avlulu bir yapıdır. Avlusunda kuyusu olan, asimetrik, L planlı bu darülhadisin güney kanadının doğu ucunda dershane/mescit ve her iki kanatta da kapı ve pencereleri revaka açılan 7 öğrenci hücresi vardır. Dersane ve hücrelerin üzeri kubbelerle örtülüdür.
Şeyh Muhiddin Hamamı (Çukur Hamam)
Moloz taştan yapılmış, kapalı alanları kubbelerle örtülü olan hamam, kare bir mekan etrafında sıralanan halvet hücrelerinden oluşur. Külhanı arkada basık tonozludur. Girişin önünde bulunan mermer döşemenin üzerinde, zamanında ahşap soyunmalık bölümünün olduğu tahmin edilmektedir. 15. yüzyıla tarihlenen bu hamam, bazı kaynaklarda Derviş Ağa Hamamı ya da Şeyh Muhiddin Hamamı olarak adlandırılsa da, halk tarafından Çukur Hamam olarak tanınır.
Gözetleme Kulesi (Pankuduz/Küp Uçuranlar Kulesi)
Çember temel üzerine oturtulmuş ongen planlı moloz taştan yapılmış bir Orta Çağ yapısı olan “Gözetleme Kulesi”nin, Birgi’ye adını veren “Pyrgion” olduğu tahmin edilmektedir. Halk arasında Küp Uçuranlar Kulesi olarak bilinen bu yapının üzerine 1997-1998’de eklenen kat, kiremit kaplı kırma çatı ile örtülmüştür.
Sıbyan Mektebi (Sarı Berber Mescidi)
Halk arasında “Sarı Berber Mescidi” olarak anılan bu yapının, mimari özellikleri değerlendirildiğinde Osmanlı’nın son döneminden kalma bir sıbyan mektebi (ilkokul) olduğu tahmin edilmektedir. Moloz taştan yapılmış, kare planlı bir yapı olan mektebin kiremit örtülü kubbesi, güneye açılan küçük bir kapısı, cephelerinde pencereleri, içinde mihrabı vardır.
Hafsa Hatun Çeşmesi
Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’in eşi Hafsa Hatun tarafından yaptırılmıştır. Devşirme ve moloz taştan yapılmış bu çeşme, iç içe üç yuvarlak kemerle oluşturulan çökertme içinde her iki üst köşesinde çarkıfelek motifi bulunan çeşme aynasıyla dengeli bir mühendislik yapısıdır. Bulunduğu semtin adıyla, Taşpazar Çeşmesi olarak da anılır.
ÇEKÜL/Çevre ve Kültür Evi
ıkılmış olan Hacı Osman Medresesi’nin kütüphanesi ya da baş müderris odasıdır. Cumhuriyet Dönemi’nde millet mektebi, sağlık odası, postane, kütüphane, kahve ve spor kulübü olarak kullanılmıştır. ÇEKÜL Vakfı tarafından satın alınan bu yıkık yapı, rekonstrüksiyonu yapılarak, 2003 yılında Birgi Çevre ve Kültür Evi olarak açılmıştır. Burada Küçük Menderes Araştırmaları Merkezi de hizmet vermektedir.
Akmescit (Elif) Dede Çeşmesi
Aydınoğlu Beyliği’nin kuruluşu sırasında gelen Horasan erenlerinden Akmescit Dede’nin (Elif Dede) adıyla kurulan köyünde yer alan çeşme moloz taş ve tuğla ile örülmüştür. Tuğla kemer içine çökertilmiş bu çeşmede, Roma Dönemi’nden kalma girlandlı mermer çocuk lahdi taslağı yalak olarak kullanılmıştır. Çeşme önündeki alanda, dedenin mezarı bulunmaktadır.
Çarşı Çeşmesi
1939 yılındaki selden sonra 1952 yılında yapılan yeni çarşının çeşmesidir. Kare planlı su haznesinin dört cephesinde çeşmeleri ve yalakları vardır. Yapımında Kütahya çinileri de kullanılarak cephelere yerleştirilmiştir.
Demir Baba Çeşmesi
Aydınoğlu Beyliği’nin kuruluşu sırasında gelen Horasan erenlerinden Demir Baba için yaptırılmış bir çeşmedir. Moloz taştan yapılan ve çökertme içinde oluşturulan tuğla ile örülmüş bir kemer içinde mermer çeşme aynası ve bronzdan harlağı yer alır. Çeşme yalağı da andezit taşından oyulmuştur.
Kerim Ağa Konağı
Dönem tekniği okunabilen, geleneksel Türk konut mimarlığının özgün örneklerinden olan Kerim Ağa Konağı’nın 18. ya da 19. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Zemin katı moloz taş ve toprak harçla yapılmış, üst katı sokağa taşırılmıştır. Üst katta bahçeye açılan açık sofa, odalarla çevrilidir. Sokak köşesi yuvarlatılmış zemin duvarlarında uçları nar ve bitki motifleriyle sonlanan ahşap elibelindeler, taşırılan konsolları tutmaktadır.
Kale Medresesi
Aydınoğlu Mehmet Bey’in ve Gazi Umur Bey’in kızı Azize Hatun’un Birgi’de medrese inşa ettirdiği vakıf kayıtlarında belirtilse de bazı araştırmacılar Kale Medresesi’ni özelliklerini göz önünde tutarak 16. veya 17. yüzyıla tarihlemektedir. Moloz taştan yapılmış bu medresenin kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
Açık avlulu, L planlı olan medresenin plan şeması bir kısmı tadilata uğradığı için tam okunamamaktadır. Görünen üç hücresi de tuğla ile örülmüş harç tonoz ile örtülüdür. Hücreler tek pencereli olup birisinde ara duvarda, diğer ikisinde ise köşelerde oluşturulmuş birer ocak yer alır. Ayrıca her hücrede 2’şer adet olmak üzere, ara duvarlar içlerinde oymalar vardır.
İmam-ı Birgivi Kabristanlığı
Halk arasında Böken Mezarlığı olarak anılan İmam-ı Birgivi Kabristanlığı, Birgi’nin Osmanlı Dönemi’nden kalma mezarlığıdır. Birgi’de müderrislik yapan Mehmet Efendi’nin buraya defnedilmesinden sonra, onun adıyla tanınmaya başlanmış olan mezarlıkta, Osmanlı Dönemi’nde önemli görevler üstlenmiş kişiler de yatmaktadır.
Sandıkoğlu Konağı
Sandıkoğlu Konağı, araştırmacılar tarafından 19. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir. Konağın zemin katı moloz ve kırma taşla örülmüş olup konsollarla genişletilmiş üst katın yan cepheleri taş örgülü, sokak cephesi ise ahşap sütrüktürlüdür. Üst katta avluya açılan hayatı, sokağa konsollarla taşırılmış odaları ile dış sofalı Türk evi tipinin özgün bir örneğidir. Ayrıca üst katın oda duvarlarında hayali İstanbul manzarası, vazoda çiçekler, panolar gibi resimleriyle de dikkat çekicidir. Birgi’de, Sandıkoğulları sülalesinin konutu iken bugün Belediye’ye ait olan bu yapı, Türk konut mimarlığının renkli ve özgün bir örneğidir.
Çakırağa Konağı
Ege Bölgesi’ne özgü mimari üslubu günümüze kadar korunmuş konaklarından birisi olan Çakırağa Konağı’nın inşaatının 1761 yılında Şerif Aliağa tarafından başlatıldığı bilinmektedir. Ancak konağın zengin, renkli ve süslemeli stili, tezyinatının 19. yüzyılın ilk yarısında yapılmış olduğunu göstermektedir.
Konak özellikle ahşap işçiliği ve panoramalarıyla dikkati çekmektedir. Bu süslemeler hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Konak sahibinin İstanbullu ve İzmirli iki eşine ait olduğu belirtilen iki baş odadaki İzmir’in ve İstanbul’un 19. yüzyıl ortalarına ait çizimleri oldukça etkileyicidir. Günümüzde müze olarak hizmet veren yapının çevresinde yöre sakinlerinin ve özellikle de kadınların el işlerini ve kurutulmuş ürünlerini sattığı sergilikler yer almaktadır.
Bozdağ Yaylası
Bozdağ, Birgi’nin 22 km kuzeyinde, 2.157 m yüksekliğinde, 1.150 metre rakımda kurulmuş bir yayladır. Adını Batı Anadolu’nun en yüksek dağlarından biri olan Bozdağlar’dan alır. “Ege’nin Alpleri” olarak adlandırılan Bozdağlar, Küçük Menderes ile Gediz ovaları arasında doğu-batı yönünde 170 km boyunca uzanır ve pek çok endemik bitkiye ev sahipliği yapar. Meşe ve çam ormanları içinde kurulan Bozdağ Mahallesi, yemyeşil doğası, tertemiz havası ve suyu ile bir yeryüzü cennetidir. Bu orman içindeki Mermeroluk mevki ve kaynak suyu çeşmesi önemli bir rekreasyon alanıdır. Yayla, yıl boyunca dağcıların ve doğaseverlerin uğrak noktasıdır. Ayrıca iklim şartlarının uygunluğu, Bozdağ’ı Türkiye’nin önemli yamaç paraşütü merkezlerinden biri hâline getirir.
Kent, ilk çağlarda Lidyalılar tarafından kurulmuş ve “Tmolos” olarak adlandırılmıştır. Coğrafi konumundan dolayı o dönemde karakol olarak kullanıldığı düşünülen Bozdağ, Lidyalılardan sonra Birgi ile Pers egemenliği altına girmiştir. Bozdağ, Çınarlı Park, Mermeroluk, Şelale Park, Kırk Çeşme gibi mesire ve piknik yerleriyle en büyük ilgiyi yaz mevsiminde görür. Fatih Sultan Mehmet’in, şehzadeliği döneminde Bozdağ’a gelerek, adını asırlık çınar ağaçlarından alan Çınarlı Park’ta, Hoca Molla Gürani’den ders aldığı bilinir. Ayrıca mahallede eski bir medresenin kalıntıları da bulunur.
Bozdağ’daki kayak merkezinde hem amatör hem de profesyonel kayakçılara yönelik üç adet kayak pisti ve teleferik bulunmaktadır. Yaylanın kuzey ucunda, kara yolu üzerinde Bozdağ Mahallesi’ne 4 km mesafede bulunan Kırkoluk mevki, zengin kaynak suları ile günübirlik ziyaretçileri ağırlayan bir mesire yeridir. Çevresindeki ovalara göre yaz ve kış sıcaklık değerleri düşüktür. Bozdağ Yaylası Ödemiş’e 28, İzmir’e 140 km. mesafededir. Bozdağ Yaylası’nın güneye uzantısı Elmabağı Yaylası olarak da bilinmektedir. Halk arasında Tekke olarak anılan Elmabağı ve daha güneydeki Ovacık Mahalleleri diğer yerleşim birimleridir. Kış aylarında Bozdağ Yaylası’ndaki yerleşimlerden Birgi’ye göç gerçekleşmektedir. Bu nedenle yaylanın kış ve yaz nüfusu farklıdır.
İzmir’e 140 km mesafede olan Bozdağ Mahallesi’ne hem Ödemiş hem de Salihli istikametinden ulaşılabilir.
Büyükçavdar Yaylası
Dağcılık, kayak, snowboard, yürüyüş, kros ve yamaç paraşütü yapmaya elverişli yayladaki otel ve bungalovlarda konaklanabilir, telesiyej kullanılarak Bozdağ’ın doruklarına hızlıca ulaşılabilir. Ayrıca Bozdağ Tepesi’nden (2.157 m) çevredeki manzarayı izlemek ve foto safari yapmak mümkündür. Bu sarp coğrafya, her mevsim günübirlik ziyaretçileri kendine çeker.
Gündalan Yaylası
Çevresindeki yaylalara göre yaz ve kış sıcaklık değerleri daha düşük olan Gündalan Yaylası yaz aylarında organik tarım için tercih edilen bir bölgedir. Dağcılık, yürüyüş ve kros yapmaya elverişli olan yaylanın güneyindeki yamaçlarda snowboard, batı yamaçlarında ise yamaç paraşütü için uygun ortamlar bulunur. Ayrıca yayladan geçen asfalt yol kullanılarak Büyük Çavdar Yaylası’ndaki Kış Sporları ve Kayak Merkezi’ne ulaşılır.
Gölcük
Denizden yüksekliği ortalama 1.100 m olan yaylada yer alan göl, 1.050 metre yüksekliğe sahip olup yaylanın en çukur bölümünü oluşturmaktadır. Yayla orijinal doğal ortamıyla ekoturizm için uygun bir ortamdır. Bozdağlar Platosu üzerinde bulunan kuzey-güney yönlü oluk şekilli çukurluklardan en büyüğü Gölcük Yaylası’dır.
Ödemiş’e 18, İzmir’e 130 km mesafede olan Gölcük Yaylası, serin havası, çevresindeki yeşil tarım alanları ve ormanı ile turlarla gelen ziyaretçilere etkileyici bir doğal ortam sunmaktadır. Göl çevresinde yaklaşık 6 km uzunluğunda bir yürüyüş ve bisiklet parkuru vardır. Kros, yamaç paraşütü, su sporları ve futbol için elverişli olan yayla, rekreasyon ve ekoturizm için de ideal bir mekândır. Göl çevresinde Gedikdüzü, Örseli ve Boğaz mevkilerindeki yamaçlarda ve gölün güneyinde “A” tepesi ile göl arasında Adabaşı mevkisinde ziyaretçileri mükemmel manzaralarla karşılayan yürüyüş ve foto safari parkurları bulunmaktadır. Gölün doğu kıyısındaki tepeler gölü hâkim bir noktadan gören, seyir zevki mükemmel alanlar; güneyindeki tepeler ise yamaç paraşütü yapmaya elverişli alanlardır.
Ayvacık ve Kılıç Yaylaları
Ayvacık, Bozdağlar Platosu üzerinde bulunan kuzey-güney yönlü oluk şekilli çukurluklardan Subatan Yaylası’na bitişik olanıdır. Halk arasında yayla olarak anılan Ayvacık’ta devamlı bir yerleşim yoktur. Ayvacık Düdeni, yaylanın gür orman dokusu dışında sahip olduğu en önemli turistik unsurdur. Düden, 228 m derinliğiyle Kıyı Ege Bölümü’ndeki en çetin mağara parkurunu oluşturan dikine bir mağara sistemi sunar. Yerli ve yabancı mağaracılık ekiplerinin düdene ilgisi büyüktür. Doğal ve kültürel dokunun en iyi korunduğu yaylalardan biri olarak dikkat çeken Ayvacık’ta, kros, doğa yürüyüşleri ve bisiklet sporu için uygun alanlar vardır.
Kılıç Yaylası ise Ayvacık Yaylası’nın kuzeybatı ucunun devamında bulunmakta olup doğa ve botanik turizmiyle öne çıkar. Her iki yaylada da fidancılık yapılmaktadır.
Çamyayla
Düzenli bir yerleşimin bulunduğu Çamyayla, yürüyüş ve foto safari için tercih edilebilecek ideal bir mekândır. Yaylanın sahip olduğu gür orman dokusu, en önemli doğa turizmi unsurudur. Fidancılığın yapıldığı Çamyayla, fasulye ve barbunya pazarıyla ünlü olup bahar ve yaz aylarında belirli sayıdaki günübirlik ziyaretçiyi ağırlar.
Çamyayla, kros, doğa yürüyüşü ve bisiklet sporu için elverişli ortamlara sahiptir. Yaylanın kuzeybatısında bulunan Horzum Yaylası’yla arasındaki orman alanı, tür çeşitliği ve genişliği bakımından Bozdağlar üzerindeki en zengin alandır.
Kayaköy
Kayaköy, Ödemiş’in batısında Bozdağların güney eteklerinde yer alır. Etrafında çok sayıda kale kalıntısı bulunan Kayaköy’ün sahip olduğu en önemli kültürel mirası, Çakırcalı Mehmet Efe ile aynı adlı konaktır. 1890-1900 yılları arasında inşa edildiği tahmin edilen konağın restore edilerek efelik kültürüyle ilgili yazılı, görsel ve etnografik eserlerin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmesi planlanmaktadır.
Her yıl mayıs ayı sonunda komşusu İlkkurşun Mahallesi’nde yapılan “İlkkurşun Bayramı”, Kayaköy halkı için büyük önem taşır. 1919 yılında Yunan işgal kuvvetlerine, Ödemiş’te ilk kurşun atılmasının yıl dönümünde hayata geçirilir.
