Farkında mısınız ? Farkında mısınız ? Farkında mısınız ? Farkında mısınız ? Farkında mısınız ? Farkında mısınız ? Farkında mısınız ? Farkında mısınız ?
Anasayfa > İzmir > İzmir’i Gezelim > Şehir Turu

Konak - Kent Meydanı

5000 yıllık tarihe sahip bir kentin, elbette gezilip görülecek değerleri de çok. Her ne kadar, fotoğraflarda kalan eski İzmir görüntülerine imrenerek baksak da geride kalan ve kıymetini bilerek, gözümüz gibi korumamız gereken tarihi, arkeolojik veya mimari özellikleri tartışılamayacak önemde eserleri, yapılarıyla buluntuları sayılamayacak kadar çok. Ancak, belki de her gün önünden geçtiğimiz bu eserler hakkında kaçımızın bilgisi var ki. Örneğin, Tepekule'nin, Kral Tantalos'un mezarının nerede olduğunu kaçımız bilir veya gidip görmüştür.
Türkiye'nin en büyük meydanlarından Konak'ta adeta tarihe meydan okuyan İzmir'in simgesi Saat Kulesi, hemen yanıbaşındaki güzelim çinilerle süslü Konak Yalı Camii, Ziraat Bankası, Vakıfbank, Borsa binası, bahçesinde keyifle çay içtiğimiz  Kızlarağası Hanı, Buca ve Bornova'nın levanten evleri hakkında kaç tartı bilgi var beynimizin kıvrımlarında.
İşte sitemizin bu bölümünde ziyaretçilerimize Kemeraltı'ndan, Mithatpaşa'ya, oradan Kordon ve Alsancak'a, Buca'dan Bornova'ya, Bayraklı sırtlarından Karşıyaka sahiline dek uzanarak adım adım İzmir'i gezdireceğiz. Gezilen yerler, tarihi yapılar hakkında kısa da olsa bilgiler verirken, fotoğraflarla da gezilip görülen yerleri yaşatmaya çalışacağız. Haydi keyifli turlar ...
 

Konak - Kemeraltı

İpek Yolu'nun batı ucundaki ticaret merkezi İzmir'de liman, Hisar Camii'nin bulunduğu bölgeye kadar gelirdi. Limanın ağzında ise, 12. yy'da Bizanslılar tarafından kurulan İzmir Liman Kalesi bulunmaktaydı. Kale tarafından korunan limanın sağ kıyısında ise Frenk tüccarlarının dükkanları ve limanın iç kısmında da kervansaraylar bulunurdu. İpek Yolu'nu takip eden deve kervanlarıyla İzmir'e getirilen mallar bu hanlara indirilir, Ceneviz tüccarları aracılığı ile de limandan gemilere yüklenerek ihraç edilirdi. İşte bu bölgede kurulu; birçok tarihi mekanı kucaklayan İzmir'in ünlü Kemeraltı Çarşısı'nın oluşumu da oldukça ilginç olaylara dayanıyor. Tarihte bir iç liman olan Kemeraltı bölgesini, kaleyi almak için Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlılar çeşitli saldırılar düzenlemişler, ancak başarılı olamamışlardır. İzmir Liman Kalesi'ni düşürmek, 1402 yılında, iç limanı taşlarla doldurarak kaleyi savunmasız bırakan Timurlenk'e nasip olmuştur. Timur'un askerleri, Kadifekale sırtlarından sürükleyip getirdikleri taşlarla limanı doldurmuşlar, böylece sonradan Kemeraltı denilen yerleşim bölgesi oluşmuştur.  Zaman içinde bu bölgede yerleşim gelişmiş, hanlar, hamamlar, camiler, kiliseler, havralar, şadırvanlar inşa edilmiştir. Bölge, bir ticaret merkezi olarak gelişmiştir. Kemeraltı Çarşısı'nda halen tarihten süzülüp bozulmadan günümüze kadar gelen bir düzen ve yapı vardır. Tarihi mekanları görülmeye değerdir. Kaynaklar, çarşının ismini; ana caddeyi boydan boya aralıklarla süsleyen 'arasta' adı verilen kemerlerden aldığını bildiriyor.

Konak - Hükümet Konağı

1868 - 1872 yıları arasında inşa edilen Hükümet Konağı, mimari özelliğinden çok, Kurtuluş Savaşı'ndaki ve İzmir'in kurtuluşundaki yeri ile önemli tarihi bir yapıdır.
9 Eylül 1922'de Türk ordusunun kente girip Hükmet Konağı'na çekilen Türk Bayrağı görüntüsü, adeta kurtuluş savaşının zaferle sonuçlanmasıyla özdeşleşmiştir. 1970 yılında yanan konak, 1980'den sonra cephleri orijinaline çok yakın olarak yeniden inşa edilmiştir.
 

Konak - Saat Kulesi

Son derece zarif görünümüyle, Konak Meydanı'nı süsleyen Saat Kulesi bir sanat abidesidir. 1901 yılında Sultan Abdülhamit'in tahta çıkışının yıldönümü nedeniyle yaptırılmıştır. Saati, Alman İmparatoru 2. Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. 

Sunuş Burada anlatılan yüz yıllık kentsel bir simgenin doğuş öyküsüdür. Saat Kulesi ve onun içinde bulunduğu kamusal mekan, yüz yıllık yaşam serüveninde; ihtilallere, işgallere, kurtuluşlara, devrimlere, suikastlara, toplumsal dönüşümlere, kentsel değişimlere, yangınlara, şenliklere, Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes gibi liderlerin İzmir’e gelişlerine, ilk gençlik aşklarındaki buluşmalara, İzmirliler’in randevularında bir araya gelişlerine vb. bir çok acı tatlı, güzel çirkin olaylara tanık olmuş ve bunları hâlâ belleğinde saklayan, yaşayan bir tarihtir.    Ne var ki, İzmirliler’in ya da İzmir’e gelenlerin her gün birkaç kez önünden gelip geçtikleri, randevulaşıp buluştukları, önünde hatıra fotoğrafları çekildikleri bu tarihsel anıt hakkında bilgileri nedir diye düşündüğümüzde, konuya ilişkin yapılan yayın ve çalışmaların azlığı ve içerisindeki yanlış bilgileri –hatta yanlış tarihteki kutlamaları- görünce, kentte yaşayanların bu konudaki bilgilerinin çok yetersiz olduğunu üzülerek gözlemledik.  
İnsanların çoğu, içinde yaşadıkları kültürel çevreyi görmez, görse de bunun üzerine düşünmez. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, ülkemizde yakın zamanlara değin yerel tarih araştırmalarının ihmal edilmiş olmasıdır. Tarihe, ulus ve dünya olayları dizgesi olarak bakmaya alışmış fertlerin gözünde doğal olarak yaşadıkları mekan yabancılaşmakta, yanıbaşlarındaki tarihi ve kültürel zenginliği algılayamamakta, hatta her gün önünden geçtikleri, içinde yaşadıkları çevrenin de bir tarihi olabileceklerini düşünememekte, yaşadıkları çevrenin kültürüyle, geçmişiyle, bu güne dair ipuçları taşıdığını fark edememektedirler. Modern birey, yaşadığı çevreye, kültürel/tarihsel ortama karşı sorumluluk taşımak ve bu unsurlara ilişkin karşılaştığı problemlerde, sorumluluk bilinciyle etkin ve katılımcı bir tavır almak durumundadır. Ancak bu sorumluluk şuurunun vazgeçilemez koşulu ise, araştırmalar sonucu oluşturulmuş bilgiye dayanan yerel tarih bilincidir. 
 
İzmir Saat Kulesi’nin doğuş öyküsünün yukarıda anlatılan özellikler düşünülerek, bir yerel tarih çalışması, hatta mikro tarih çalışması olarak ve kentte yaşayan insanlara ait oldukları tarihsel çevrenin ve kente ait kültürel bir yapının tanıtılması amacıyla hazırlanmış ve her bir nesnenin veya yapının beş temel özelliği olduğunu kabul ederek kaleme alınmıştır. Bu araştırma yazısında İzmir Saat Kulesi’nin;
 
I- Yapım tarihi ve tarih boyunca kimler tarafından ve nasıl kullanıldığı,
 
II- Yapımında kullanılan malzeme,
 
III- Yapım süreci ve kullanılan teknikler,
 
IV- Binanın biçim, üslup ve estetik tasarımı, 
 
V- Kültürel ve toplumsal işlevi ve fiilen oynadığı roller, 
konusundaki bilgileri topluca bulabileceksiniz. 
 
Çalışma, yerel tarih bilincinin oluşması ve doğal olarak bireylerin içinde yaşadıkları kenti benimsemesini, sevmesini, kendini o kente ait hissetmesini sağlama yolunda adımların atılmasını sağlayacaksa, amacına ulaşmış olacaktır. 
 
İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent kültürünün geliştirilmesi ve yerel tarih araştırmalarının gerçekleştirilmesi yolunda önemli projelere imza atmakta ve ülkemizde bir ilki gerçekleştirmektedir ki, elinizdeki kitapçık da bu gayretlerin çok küçük bir örneğidir. 
 
Kentsel Bir Sembolün Doğuşu - İzmir Saat Kulesi - 
Saat, zamanı ölçen, insanların yaşamını düzene koyan, yaşamın her anını belirleyen, vazgeçilemez en önemli araç olarak tanımlanabilir. Saatlerin ortaya çıkışı, zaman kavramıyla doğrudan ilintili olup, bu kavram ünlü sosyal bilimci Emil Durkheime tarafından, insanoğlunun, çevresinde olup bitenleri süresine ve öncelik-sonralık sırasına bakarak aklında yarattığı zihnî bir yapıt olarak tanımlanmıştır. Aslında zaman diye bir şey yoktur ve zaman, insanların ürettiği soyut bir kavramdır, belli bir doğrultuda, geri dönülemez biçimde akıp gitmekte ve insanoğlu da bunu bilmektedir. Zamanın somutlaştırılması anlamına gelen saatler ile aslında akıp giden hareket ve hız ölçülmektedir. Kum saatinden güneş saatine, oradan da mekanik saatlere giden çizgide gözlemlenen o olmuştur.
 
Zamanı ölçen aletler olarak ilk saatlerin, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönme hızından ya da bir başka deyişle, o zamanki insanların bakış açısıyla, güneşin dünya etrafındaki dönme hızından yararlanılarak yapılan “güneş saatleri” olduğunu bilmekteyiz. Bu saatleri daha sonra su ve kum saatleri izlemiştir. Mekanik saatin ortaya çıkışı ise Milattan Sonra XII. yüzyıldadır. 
 
Başlangıçta, portatif ev saatleri şeklinde kullanılan mekanik saatler, zaman içinde, köstekli saat olarak ceplere, saat kuleleri olarak da kentlerin önemli meydanlarına girmiştir. Saat Kulelerinin ilk örneklerine XIII. yüzyıldan itibaren Avrupa’da Kiliselerde ve Saray Kulelerinde rastlanılmaktadır. İtalya’da De Dondi’nin 1348 ile 1362 yılları arasında ve Fransa’da Henri de Vick’in Fransa Kralı V. Charles için 1360’da inşa etmiş olduğu saat kuleleri bunların ilk örnekleridir. XV. yüzyılda yapılan ilk saatler ve saat kuleleri, matbaa baskısı kitaplarla birlikte, Ortaçağ’a son veren makine oldu.
 
Ortaçağın sona ermesiyle açılan yeni çağda, Avrupa’da saat kuleleri öylesine önem kazanmışlardır ki, ünlü kent tarihçisi Mumford, “Modern çağları belirleyen teknolojinin, sanıldığı gibi buhar makinesi değil, saat olduğunu” söyleyecek kadar ileri gitmiştir. 
Saat Kulesi yapma geleneği Avrupa’da XIV. yüzyılda yaygınlaşmışsa da; Osmanlı topraklarına Kanunî döneminden hemen sonra XVI. yüzyılın sonlarında girmiştir. Osmanlı’daki saat kulelerinin ilk izlerine Balkanlar’da, Banyaluka Ferhat Paşa Camii (1577) ve Üsküp Saat Kulesi (1593) ile rastlanmaktadır. Osmanlı gündelik hayatına XVI. yüzyılın sonunda giren saat kulelerinin yapımı, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Batı’dan Doğu’ya doğru giderek artmıştır. 
 
 
Osmanlı Devleti’nde kent ve kasabalarda saat kulesi yapımının hızlanmasında, Sultan II. Abdülhamit’in (1876-1909) yirmi beşinci cülûs yıldönümü vesile olmuştur. Sultan Abdülhamit 1317 Hicrî yılında (1899-1900) yayınladığı bir “irâde-i seniyye” gereğince, kendi namına bir çok vilâyet ve sancaklarda büyük saatlerin yapılmasını emretmiştir. Bu irade üzerine Osmanlı coğrafyasındaki bir çok vilâyet ve sancaklarda saat kulesi yapımına gidilmiş, günümüzde bir çok Anadolu kentinde halen ayakta durmakta olan saat kulelerinin bir çoğu bulundukları şehrin simgesi haline gelmişlerdir.
 
Saat kulelerinin yaygınlaşmasında Sultan II. Abdülhamit’in yirmi beşinci cülûs yıldönümü önemli bir dönüm noktası oluşturmuşsa da, aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun XIX. yüzyılda girmiş olduğu Batılılaşma sürecinin etkisini de vurgulamak gerekmektedir. 1839’da başlayan Tanzimat döneminden sonra kentlerde inşasına başlanan Askerî Kışla, Hükümet Konağı, Hastane ve Hapishane gibi kamusal yapılar, Osmanlı Devleti’nde Batılı bir çizginin oluşumuna katkı sağlamışlar, bu kombinezasyona saat kulesinin de eklenmesiyle İmparatorlukta önemli kamusal alanlar oluşmaya başlamıştır. 
 
Saat kulelerinin yapımıyla birlikte Müslüman kitlenin zaman ölçüm sisteminde önemli bir değişim yaşanmaya başlanmış, “ezanî” zaman ölçümünden, bilimsel hesaplara dayanan zaman ölçümüne yönelinmiş, toplumsal yapıda önemli bir modernleşme süreci başlamıştır. 
 
 
Saat Kulesi’nin Yapılışına Doğru
Yukarıda değinildiği gibi Sultan II. Abdülhamit’in iradesi gereği Osmanlı vilâyetlerinde bir çok saat kulesi vücûda getirilmiştir. Ancak İzmir’de yapılan “çeşmeli saat kulesi”, mimarîsi, yapımında izlenen yöntem, inşaa sürecinde dönemin yerel yöneticilerin tutumları ve zaman içinde kentin simgesi haline gelmesi gibi nedenlerle, diğer vilâyetlerdeki saat kulelerinden ayrılmakta, öne çıkmakta ve farklı bir durum oluşturmaktadır. 
 
İzmir kentinin mimarî evriminde Konak Meydanında yapılan Saat Kulesi’nin yapımı özel bir önem taşıyor. Kule, kentin ilk çağdaş ve modern simgesi olacak ve o güne kadar kale/kışla, cami, hükümet binası gibi geleneksel simgelerle yetinen kente yeni bir dönemin başladığını haber verecekti. İzmir mimarîsinde kentsel/simgesel repertuarın diğer Osmanlı kentlerine göre oldukça zayıf kaldığı söylenebilir. XVII. yüzyıldan başlayarak, İmparatorluğun en büyük kentlerinden biri haline gelmesine karşın, birkaç yüzyıl boyunca İzmir mimarlığı konutlar veyahut ticarî yapılarla karakterize olmuştur. Saat kulesi, sadece somut kullanım yapılarına yer veren ve boyutuna oranla İmparatorluğun kültürel üretimi içindeki payı da hep küçük kalan bu kentteki ilk “gerçek” mimarî simgedir. 
 
Padişahın yirmi beşinci cülûs yılına atfen Fransızca yayınlarda “monument jubilaire” olarak yer alan ve modernleşmenin, Batılılaşmanın simgelerinden biri olarak kabul edilen Saat Kulesi, Anadolu’nun en Batısında yer alan İzmir’de vücûda getirilecekti. Bu yüzden İzmir’in konumuna kısaca bakmakta yarar vardır. İzmir, gelişimini sahip olduğu uygun limana ve çok zengin ürünler veren art bölgesine borçludur. Kentin bir ticaret merkezi olarak yükselmesi on yedinci yüzyıl başlarına kadar gitmekteyse de asıl sıçraması on dokuzuncu yüzyıldadır. Bu yüzyılda İzmir, Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük ihracat, ithalatta da İstanbul’un hemen ardından gelen limanıydı. Böylesine yoğun ticaret faaliyetleri kent profilinin de değişmesine neden olmuş, İzmir birkaç bin yıllık geleneksel sınırlarını aşarak; gelişme göstermeye başlarken, liman, kordon, demiryolu, telgraf, posta vb. çok önemli alt yapı yatırımlarına da kavuşmuştu. Aynı dönemde bedesten yerine büyük işletmeler, mağazalar, şirket binaları hanlar ortaya çıktı; Paşa konaklarının yerini devlet binaları aldı. 
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Doğu Akdeniz’in en önemli liman kenti konumuna gelen İzmir’de, bu gelişmelere ilaveten liman kentlerinin karakteristiklerinden olan hızlı toplumsal dönüşüm de yaşanmaya başlamıştı. Kapitalist dünya düzeniyle bütünleşme sürecini yaşayan İzmir, yabancı sermaye yatırımları ve ticaret hacmindeki genişleme nedeniyle hızlı nüfus artışı yaşıyor, bu da geleneksel yapıyı değiştiriyor ve kozmopolitleşme süreci hızlanıyordu. İzmir’in etnik çeşitliliği ve her cemaatin kendine özgü oluşturduğu kurum ve kuruluşlarıyla, yaşam biçimlerine baktığımızda; İzmir, çok uluslu serbest bir kent görünümündeydi ve bu niteliği ile diğer Osmanlı kentlerinden farklılaşmaktaydı. Dolayısıyla canlı bir rekabetin yaşandığı ticarî bir ortam, İzmir’in gündelik manzarası olarak göze çarpıyordu. 
İzmir, bu özelliklerinden dolayı yönetimine dikkat edilmesi gereken bir kentti. Her ne kadar sürgün valiler görülse de, bunlar Sadrazamlık makamına kadar ulaşmış önemli kişiliklerdir. Dolayısıyla sürgün valiler kenti yakıştırması tashihe muhtaçtır. Kâmil Paşa, 1895 yılında işte böylesine önemli bir Vilâyete “sürgün Vâli” olarak atanmıştı. Kâmil Paşa, 1832 Lefkoşa doğumlu olup, çok iyi bir eğitim görmüş, bir çok dili bilen entelektüel sayılabilecek Osmanlı devlet adamlarından biriydi. Uzun yıllar devletin her kademesinde hizmet görmüş ve 1885-1891 yılları birinci defa Sadrazamlık görevini üstlenmişti. 1894’de Sultan II. Abdülhamit, Kâmil Paşa’yı ikinci kez Sadrazamlığına getirmişti. Paşanın bu dönemdeki görevi bir yıl sürmüş, dış politika, içeride egemenlik anlayışı ve ekonomik nedenlerden ötürü azil edilmiş, siyasal gücü nedeniyle İstanbul’da bulundurulması uygun görülmeyerek, Aydın Vilâyeti’nin merkezi olan İzmir’e 1895 yılında Vâli olarak atanmış, başka bir tabirle sürgüne gönderilmişti. İzmir, II. Abdülhamit’in gazabına uğrayan ilki Mithat Paşa olmak üzere, ikinci kez bir sürgün vâliye ev sahipliği yapıyordu. Ancak her iki vâli de ciddi birikimi ve yetenekleri olan insanlar olması nedeniyle, kentin imârı ve ıslâhı konusunda önemli çalışmalara imza atmışlardır. 
 
Sultan II. Abdülhamit vesveseli yapısı ve etrafındaki adamlarının yönlendirmesi ki, özellikle yeni sadrazamı Küçük Sait Paşa’nın, Kâmil Paşa’nın rakibi olması nedeniyle, Kâmil Paşa’yı İzmir’de hafiyeleri aracılığıyla sürekli gözetim altında tutmuştur. Ancak Kâmil Paşa’yı bir biçimde kendine bağlı kılmak amacıyla da oğlu Sait Bey’i kendisine yaver yapmıştır. İzmir Saat Kulesi işte böylesi siyasal ilişkilerin yaşandığı bir dönemde inşa edilmiştir. Vâli Kâmil Paşa da Sultanın cülûsunun yirmi beşinci yıl dönümünü vesile görerek, II. Abdülhamit ile arasını iyi tutma amacıyla kulenin yapımına özel bir önem vermiş ve kent için simgesel bir yapı inşa edilmiştir. 
1900 yılında, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının yirmi dördüncü yılı dolup, yirmi beşinci yıla adım atılmaktadır, bu nedenle “Millî Bayram” ilân edilen cülûs yıldönümü için, tüm imparatorlukta, en ücra noktalara varıncaya kadar büyük kutlamalar organize edilmekte ve günün anısına kalıcı eserler vücûda getirilmek için çalışılmaktadır. Anadolu’nun Batı ucunda yer alan ve İmparatorluğun en önemli liman kenti olan kozmopolit İzmir’in ileri gelenleri, millî bayram ilân edilen 1 Eylül tarihinin anısına neler yapılması gerektiğini düşünmeye başlamıştır. İşte bu süreç içinde 1 Ağustos 1900 tarihinde Vâli Mehmet Kâmil Paşa’nın başkanlığında Hükümet Konağı’nda kentin yerel yöneticileri, mülkî ve askerî idareciler, memurlar ve şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantıda ne yapılması gereği tartışılmış ve varılan karar “...şehrimiz namına da bir hatıra-yı ubûdiyyet ve sadakât olmak üzere, hükümet-i seniyyece bir eser vücûda getirilmesine teşebbüs kılınmıştır” sözleriyle ifade edilmiştir. 
 
Yukarıdaki ifade ile duyurulan kararın somutlaşmış biçimi, İzmir şehri adına yapılacak eserin, çeşmeli bir saat kulesi olması nedeniyle, Kulenin öyküsü 1 Ağustos 1900 tarihinde başlamaktadır. Vilâyette toplanan kurul, yaptırılması planlanan esere ilişkin somut ifadelerle kararı açık hale getirmiş ve bunu kamuoyuyla şöyle paylaşmışlardır: “Cülûsun [tahta çıkma] yirmi beşinci yıldönümü münasebetiyle şehrimizde vücûda getirilecek olan işbu eser, dört taraftan görünür Saat Kuleli gayet musanna [sanat eseri] bir çeşmedir ki, bu çeşme, Kışla-yı Hümayun [Sarı Kışla] yakınında mermer döşeli bir zemin üzerine inşa edilecektir.” 
 
Çeşmeli saat kulesinin yapılmasına karar veren vilâyet komisyonu, plan ve projelerin hazırlanması için mimar ve mühendisleri görevlendirdikten sonra, bu toplantıda özel bir karar daha almış ve yaptırılacak olan eserin planları hazırlandıktan sonra, gümüşten bir modelinin kuyumculara yaptırılarak, Padişaha takdim edilmesi sonucuna da ulaşmıştır.
1 Ağustos 1900 tarihinde Vilâyet Makamında toplanan kurul, vilâyet adına inşââtla ilgili her türlü yetkiye sahip ve inşââtı yürütecek ve nezaret edecek özel bir komisyonun kurulmasına da karar vermiş ve komisyon şu isimlerden oluşmuştur: 
 
1- Vilâyet İdare Meclisi Üyesi Abdülkadir Paşa
2- İzmir Belediye Reisi Eşref Paşa
3- Askerîyeden Kaymakam Şevket Beyefendi
4- Muteber Tüccarlardan Arabyan Karabet Efendi
5- Muteber Tüccarlardan Sarrafin Efendi
6- Vilâyet Nafia Başmühendisi Baranofski Efendi
 
Saat Kulesi inşâât komisyonu, 14 Ağustos 1900 tarihinde Vilâyet konağında toplanmıştır, toplantının gündeminde; hazırlanan planların incelenmesi ve uygun görülürse, temel atma töreninin tarihinin belirlenmesi vardır. Toplantıya, komisyon üyelerinin tamamının yanı sıra proje müellifi Mösyö Pere de katılmış ve Mösyö Pere, Arap Mimarîsi üslûbunda hazırladığı Çeşmeli Saat Kulesinin mimarî çizimlerini ve haritalarını komisyona sunmuştur. Planlar üzerinde çalışıldıktan sonra komisyon, haritaların tamamını uygun görerek, inşââtın başlatılmasına karar vermiş ve temel atma töreninin tarihini de Sultan II. Abdülhamit’in cülûsunun yirmi dördüncü yıldönümü olan 1 Eylül 1900 olarak belirlemişlerdir. Vâlilik makamı, cülûs ve temel atma törenlerinin gerçekleştirileceği 1 Eylül tarihinde Konak önünde şenlikler yapılmasını planlamış ve bunun için de bir kutlama komitesi oluşturarak çalıştırmaya başlamıştır. 
Saat Kulesinin inşâât hazırlıkları sürerken, Vâli Mehmet Kâmil Paşa, yirmi beşinci yıl şerefine kent adına bir kıymetli bir hatıra daha yaptırılmasına karar vermiştir. Bu eser, Sarı Kışla’nın dahili meydanında, yirmi beşinci yılın anısına olduğunun anlaşılması için yirmi beş tane musluktan oluşan işlemeli gayet şık bir Şadırvandır. Şadırvanın plan ve projesinin hazırlanması işi yine Mühendis Mösyö Pere’ye verilmiş ve Mösyö Pere de kısa bir süre içinde gerekli olan plan ve haritaları hazırlamıştır. 
 
20 Ağustos 1900 tarihinde Vâli Mehmet Kâmil Paşa, İzmir Askerî Fırka Kumandanı Ferik Osman Paşa, Defterdar Safiyüddin Bey, Belediye Reisi Eşref Paşa, Mirliva Servet Paşa ile askerî ve mülkî erkan, ayrıca vilâyet mühendisleri Hükümet Konağının önünde bir araya gelmişlerdir. Toplanmanın amacı, Saat Kuleli Çeşmenin inşa edileceği yeri belirlemekti. Mühendislerin verdiği izahattan ve yapmış oldukları ölçümleri açıklamalarından sonra, yaklaşık olarak Hükümet Konağı’nın karşısı ile Sarı Kışla’nın önüne denk gelen bir yer tayin edilmiş ve temel çukurlarının kazılmasına hemen başlanmıştır. Ayrıca bu bilgilerin verildiği haberin içinde, proje için harcanan paranın 793 Osmanlı Lirasına ulaştığına dair bir bilgi de bulunmaktaydı. 
 
Saat kulesi inşâât komisyonu, temel çukurlarının açılmaya başlamasıyla birlikte, oldukça sık toplanmaya başlamış, işin süratle yürütülmesini ve çalışmaların özellikle temel atma töreninin gerçekleştirileceği 1 Eylül tarihine yetiştirilmesi gerektiğini mühendislere kesin bir biçimde bildirmişler ve komisyon, inşâât masrafları için yaptıkları harcamanın 898 Osmanlı Lirasına ulaştığını kamuoyuna açıklamışlardır. 
 
Konuyu yakından takip eden ve her gelişmeyi haber yapan Ahenk gazetesinin, 25 Ağustos 1900 tarihli nüshasında, Saat Kulesinin temel atma töreni hakkında Vâlilik makamının resmî ilânını, cülûs törenini ve sonrasında yapılacak şenliğin ayrıntılarını görmekteyiz. Vâlilik İnşâât Komisyonu, padişahlığının yirmi beşinci yıldönümüne geçileceği 1 Eylül 1900 günü Saat Kulesi’nin inşââtına başlanacağı, ancak şenliğin düzenleneceği mekanda bir boşluk bulunacağını düşünerek, tören günü için İzmir’e simge olacak Saat Kulesi’nin ahşaptan bir numunesini yaptırarak, bunun Konak meydanına yerleştirilmesi ve şenlik gecesi için aydınlatılarak, süslenmesini ve numunenin kulenin açılışının yapılacağı tarihe kadar konduğu yerde kalmasını kararlaştırmıştır. Ahşaptan hazırlanan 10 arşın yüksekliğindeki kule numunesi, 29 Ağustos 1900 günü yerine yerleştirilmiş, süslenmiş ve aydınlatılmıştır. 
İzmir, Sultan II. Abdülhamit’in cülûsunun yirmi dördüncü sene-i devriyesi kutlamaları ve bunun şerefine yapılacak Çeşmeli Saat Kulesinin temel atma töreni için yaklaşık bir buçuk ay süren hazırlık döneminden sonra beklenen tarihe ulaşmış, kutlama ve diğer törenlerle ilgili her şey birkaç gün öncesinden hazırlanmış, şehrin her tarafı temizlenip süslenmişti. Bütün caddeler ve sokaklar yeşilli kırmızılı Osmanlı sancakları, kordelalar, defne, mersin dalları, zafer takları ve Sultan Abdülhamit’i öven dövizlerle donatılmış ve İzmir’de o güne kadar böylesi bir süsleme görülmemişti. 
 
1 Eylül 1900 günü kutlamalar çerçevesinde yapılan ilk etkinlik, Çeşmeli Saat Kulesinin temel atma töreni olmuştur. Saat on civarında Vâli Mehmet Kâmil Paşa, Vâli Muavini Asım Bey, Şer’i Mahkeme Hâkimi Emin Efendi, Belediye Reisi Eşref Paşa, Vilâyet İdare Meclisi üyeleri Abdülkadir ve Ragıp Paşalar ile Vilâyet erkânı ve hükümet memurları resmî üniformalarıyla Vilâyet Konağı’ndan çıkarak, temelin atılacağı Kışla meydanına varmışlar ve burada hazır bekleyen İzmir Askerî Fırkası Kumandanı Osman Nuri Paşa ile askerî erkân ve diğer subaylarla bir araya gelmişlerdi. Tören alanında Hamidiye Sanayi Mektebi Bandosu “Hamidiye” marşını çalıyor, ahşaptan yapılmış saat kulesi maketinin yanında bir tabur asker saygı duruşunda bulunuyordu. Tören, İzmir Müftüsü Mehmet Sait Efendi’nin Padişahın ömrünün, ikbalinin, şan ve şerefinin artmasını dileyen Arapça yaptığı bir dua ile başlamış, ardından kurbanlar kesilmişti. Dinsel ritüeller yerine getirilmiş, bunun üzerine Vâli Mehmet Kâmil Paşa hayırlı olsun dileğini içeren bir konuşma yaptıktan sonra, temel çukuruna kule için ilk taşı koyarak, temel atmıştır. Bu törenden sonra heyet, Sarı Kışla içine geçerek İzmir adına yaptırılacak ikinci eser olan yirmi beş musluklu, havuzlu sebilin temelini atmıştır.
 
Cülûs için resmî tören saat on beşte başlamış, tüm askerî ve mülkî erkan ve memurlar, şehrin ileri gelenleri, ulemâ, İzmir’de bulunan bütün Konsoloslar ve Gayrîmüslim Cemaatlerin ruhanî liderleri ve diğer zevat Hükümet Konağı’na gelerek büyük salonda toplanmışlar ve Vâli Paşa’ya cülûsun yıldönümü nedeniyle tebriklerini sunmuşlardı. 
Asıl şenlikler güneş battıktan sonra başlamış, her taraf, özellikle Hükümet Konağı civarı, ahşaptan Saat Kulesi Maketi, Sarı Kışla, Mekteb-i İdadî, Aşar Merkez Dairesi, Polis Daireleri, Askerî Kıraâthane, Osmanlı Mütalaâhânesi, İzmir Kütüphanesi, Hapishane, Hastane ve Kemeraltı caddesinde bulunan bilcümle dükkan, mağaza ve hanların tamamı rengarenk sancaklar, fenerler ve kandillerle aydınlatılmış, ortalık çok güzel görünmeye başlamıştı. 
 
İzmirliler büyük gruplar halinde Hükümet Konağı’nda toplanmaya başlamış, ve Ahenk gazetesinin anlatımına göre; “binlerce ahali Hükümet Konağıyla Kışla-yı Hümayun arasında toplanmış, kalabalıktan neredeyse yer gök bir görünmeye başlamıştı.” Belediye, şenliğe katılan ahali için dondurma, limonata, şekerleme ve kurabiye gibi ağız tatlandırıcı ikramlar hazırlamış ve bunları Hükümet Konağı’nın açık salonlarında halka ikram etmiştir. Meydanda toplanan ahali de Hamidiye Sanayi Mektebi Bandosu ve Salamon Efendi’nin ince saz takımının çaldığı hoş müziklerle gece yarılarına kadar eğlenmişlerdir. Konak Meydanındaki büyük şenliğin yanı sıra İzmir’in hemen hemen bütün semtlerinde de eğlenceler gerçekleştirilmiştir. 
 
İnşâât:
Temel atma töreni ve cülûs şenlikleri tamamlandıktan sonra inşâât çalışmalarına hız verilmiş ve Vilâyet inşâât komisyonu da sürekli olarak yapıyı ve hesaplarını denetlemeye başlamış, yapılan keşifler sonucunda, inşââtın iyi gittiğine dair bir rapor hazırlamıştı. Bu raporun içeriğine göre Ekim ayına kadar yapılan harcamanın, toplam 1412 Osmanlı lirasına ulaştığını öğreniyoruz. Yapımına başlanan kule, 81 metrekare zemin üzerine oturan, son derece ince ve zevkli işlenmiş taştan bir eser olacaktı. Bu yüzden kullanılacak taş malzemenin kalitesi, yani işlenebilecek kadar yumuşaklığı, ancak bununla beraber dayanıklılığı büyük önem arz etmekteydi. İnşâât için gerekli taşların seçimi için çalışmalar yapılmaya başlanmış, bunun için Vilâyet Nafia Başmühendisi Baranofski Efendi ile İnşââtın Mühendisi Mösyö Pere Sarayköy’e gitmişler ve lâzım olacak taşlar hakkında karar vermişlerdir. İnşâât için seçilen taşların metreküpü 190 Osmanlı kuruşuna mâl olacaktır. Saat kulesinin inşasında gerekli malzemelerden önemli bir kısmını da mermerler oluşturmaktaydı. İnşâât komisyonu mermerler için de çalışma yapmış ve mermer müteahhitlerinden eksiltme usulü teklif alarak ve mermerlerin metreküpü için 100 Franktan anlaşma sağlanmıştır. Süslemesi oldukça yoğun olan bina için koyu yeşil ve vişne renginde mermerlere de ihtiyaç duyulmaktaydı, bu yüzden renkli mermerler için Marsilya’ya sipariş verilmiş, yirmi tanesi yeşil, yirmi tanesi vişne renginde olmak üzere kırk adet mermer 17 Haziran 1901 tarihinde İzmir’e gelebilmiştir. 25 Kasım 1900 tarihinde yayınlanan Ahenk gazetesi, Saat Kulesi’nin inşasında uygulanan yöntem ve teknikleri ayrıntılı biçimde kamuoyuna duyurmuştur. Bu dönemin inşâât teknikleri hakkında önemli bilgilerin yer aldığı bu makalenin dilini sadeleştirilmiştir: 
Kışla-yı hümayun meydanında inşa olunan saat kulesi hakkında elde edebildiğimiz son malumat aşağıdaki gibidir: 
Binanın kaidesinden zirvesine kadar bütün her yeri duvar kalınlığında mermerden olacaktır. Sütunlar ve ufak sütunlar ve bazı kemerlerin başlıkları koyu yeşil ile vişne renginde mermerden olacaktır. Büyük taşlar yatakları ve bağlantıları mükemmelen tesviye edilerek, kireç ve çimento kullanılmaksızın tamamıyla uygun bakır perçinlerle bağlanmak ve kükürt ile tatlı sudan çıkarılmış ve yıkanmış kumdan mürekkep macun ile lehimlenmek suretiyle yerleştirilecektir. Bakır perçinler 24 santimetre uzunluğunda ve 2 santimetre genişliğinde ve 5 milimetre kalınlığında olacaktır. Dirsekler 5 santimetre içeriye olacaktır. Dış yüzeydeki mermerler perdah edileceği gibi, oymalar ve ziynetler büyük taşlardan başka konulacak taşın doğal büyüklüğü nispetinde ayrıca yapılacaktır. Büyük taşlarda ise 1 metreye mukabil 10 santimetre ölçüsünde olacaktır. Dış yüzey tarakla yontulup mil ile işlenecektir. Dirsekler her iki duvara dahil olmak suretiyle yekpare taşlardan olacaktır. Zemin katında olacak dört çeşmenin girintili köşeleri bundan müstesnadır. Çeşmelerin dört fıskiye havuzları, uzunluğu 1.40, genişliği 1.40, derinliği 0.75 olmak üzere içi oyulmuş yekpare taştan ibaret olacaktır. Çeşmelerin diğer 12 harici ve ufak havuzları kezalik taşlardan yapılacaktır. Sütunlar ve sütuncuklar kaidelerine bakır zıvanalarla tutturulacağı gibi, kükürt ile sudan çıkarılmış ve yıkanmış ala cins kumdan mürekkep macun ile lehimlenecek ve zıvanalar 10 santimetre uzunluğunda ve 2 santimetre çapında olacaklardır. Kemerlerin renkli taştan ibaret olan başlıkları 2 santimetre kalınlığında kilitleme ve Moler’in hususi zamkıyla yapıştırılmış dilimler şeklinde olacaktır. Zemin katı ile birinci tabaka dehlizlerinin kuleye bağlantısı zemin katıyla mezkur dehlize tavan teşkil eden mermer döşeme ile sağlanacaktır. Kule binasının sağlamlığı için iç merdivene bağlanması, merdiven kademelerini teşkil eden taşların kulenin dışında duvar yüzü ve içinde merdiven taşı hizmeti ifa edecek surette döşenmesiyle sağlanacaktır. 
Kulenin dört penceresinden yalnız bir tanesi açık olup diğer üçü hakiki pencere şeklinde gösterilmek ve üzerleri resimlerle süslenmek üzere kapalı kalacaktır. 
Mimarî süsleme kazıyarak, arma-yı hümayun ile tuğra-yı şahane çıkıntılı ve kabartma olacaktır. 
Merdivenin ortasına bırakılacak boşluğun durumu saatin ağırlığına göre daha sonra tayin olunacaktır.” 
Kışla meydanında yapımına girişilen Çeşmeli Saat Kulesinin inşââtına ilişkin bütün teknik unsurlar belirlenmiş ve çalışmalar hız kazanmış ve Vilâyet makamı inşââtın düzenli biçimde sürdürülmesi amacıyla, inşââtı bir yapımcıya devretmeye karar vermiş ve 30 Ocak 1901 tarihinde; 1901 Cülûs töreninden evvel teslim etmek, bütün masraflar kendisine ait olmak üzere 1700 Osmanlı Lirası karşılığında, projenin müellifi Mühendis Mösyö Raymond Pere’ye ihale etmiştir. 
 
İnşâât masrafının artmaya başlaması üzerine vâlilik, kaynak arayışı içine girer ve halkın katılımının sağlanacağı bir yardım kampanyası başlatır. Kısa denecek bir zaman dilimi içinde İzmir ahalisi 1500 lira yardım yapacaklarına dair kayıtlarını yaptırmışlar ve bu meblağın 1052 lirası tahsil edilerek, Osmanlı Bankası İzmir şubesine yatırılmıştır. İzmir basını ise yardım kampanyasına katılan kişilerin isimlerini ve verdikleri meblağı art arda –her halde katkısı belirli bir rakamın üzerinde olanları- yayımlamıştır. Basında tespit edilebilen isimler ve meblağları aşağıdaki tabloda bulunmaktadır. 
Vali Mehmet Kamil Paşa 50 Osmanlı Lirası
Abdülkadir Paşa 50 Osmanlı Lirası
Matyos Efendi 50 Osmanlı Lirası
Tüccar İstefan Efendi 50 Osmanlı Lirası
Tüccar Arabyan Karabet Efendi 50 Osmanlı Lirası
Hakim Emin Efendi 20 Osmanlı Lirası
Belediye Reisi Eşref Paşa 20 Osmanlı Lirası
Yemişci Tahir Efendi 20 Osmanlı Lirası
Evliyazade Refik Bey 20 Osmanlı Lirası
Caferizade Şamlı Sait Efendi 20 Osmanlı Lirası
Tüccar Sarrafim Efendi 15 Osmanlı Lirası
Tüccar Atıf Efendi 15 Osmanlı Lirası
Pirinççi Fehmi Efendi 10 Osmanlı Lirası
Şemi Bey 05 Osmanlı Lirası
Tevfik Nevzat Bey 05 Osmanlı Lirası
Tüccar Simon Simonaki Efendi 05 Osmanlı Lirası 
Aydın Vilâyeti Vâliliğince Saat Kulesi’nin yapılmasına ilişkin ilk kararların alındığı 1 Eylül 1900 tarihli toplantıda, kulenin gümüşten bir maketinin yapılarak, Sultan Hamit’e sunulması da kararlaştırılmıştı. İnşâât süratle devam ederken, maketin yapılması işi gündeme gelmiş ve İstanbul’daki kuyumcularla pazarlık yapılmaya başlanmıştır. Gümüş bir zemin üzerine değerli taşlarla süslenerek yapılacak maketin 375 Osmanlı lirasına mâl olacağı İzmir ve İstanbul’daki bazı gazetelerde yer almış, konuyla yakından ilgilenen Ahenk gazetesi ise maketin yapımı için açıklanan rakamın çok düşük olduğunu, bunun en az üç katı fiyata imâl edilebileceğini iddia etmiştir. Gümüşten Saat Kulesi maketinin sonuçta ne kadar fiyata yapıldığını bilememekteyiz, ancak bildiğimiz şey, 1901 yılı Mart ayı içinde maketin tamamlanarak Sultan Hamit’e sunulduğudur. 
 
Mimar Raymond Pere’nin hazırlamış olduğu plan ve çizimlere sadık kalınarak, 90 santimetre yüksekliğinde som gümüşten yapılan maketin ustası İstanbullu kuyumcu Zingulli Usta olup, İstanbul Pera Caddesindeki atölyede imâl edilmiştir. Maketin kule kısmındaki dört cephesine küçük boyda İsviçre saatleri monte edilmiştir. Ayrıca bu cephelerde Osmanlı Arması ve Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası bulunmaktadır. Arma ve tuğranın üzeri yakut, zümrüt ve elmaslarla bezenmiştir. Kulenin üstündeki kubbe, pırlantalı kakma alem ile son bulmaktadır. Maketin süslemesinde altın yaldızlar da kullanılmıştır. Çeşmenin üstünde bulunan Portal kemerlerin üzerinin çepeçevre dolaşan Sülüs yazıyla yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Kitabenin metni şöyledir: 
“[Fahrü’s-selatin-i izam] Sultan Abdülhamit Hân-ı sanî [ikinci] Efendimiz hazretlerinin cülûs-ı hümayunlarının yirmi beşinci sene-i devriyesini müzekkir [hatırlatmak] olmak üzere İzmir şehrinde inşa olunan şadrevanlı saat kulesinin [atebe-i seniyye-i cenab-ı mülûkaneye] takdim kılınan temsil-i mücessemidir. Sene 1318”
 
Kuyumcu Zingulli Ustanın hazırlamış olduğu maket, Mart ayı içinde İzmir’e getirilmiş, Vâliliğin oluru alındıktan sonra, bu mücevher maketin Sultana takdim edilmesi kararlaştırılmış ve takdim işi için Belediye Reisi Eşref Paşa ile Vâlinin mahdumu ve aynı zamanda Sultan II. Abdülhamit’in yaverlerinden Bahriye Binbaşısı Sait Bey görevlendirilmişlerdir. Vâli Mehmet Kâmil Paşa 23 Mart 1901 tarihli arz tezkeresiyle Mabeyn-i Hümayun Başkitabetine başvurarak, gümüş maketin teslimi için irade istemiştir. Yazılan arizanın tamamı aşağıdaki gibidir: 
 
“Mâbeyn-i Hümayûn-ı Mülûkâne Başkitabet-i Aliyesine, 
Fahrü’s-selâtini’l-izâm velinimet-i bi-imtinan Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin cülûs-ı meyamin-i menus-ı cenâb-ı hilafetpenahilerinin yirmi beşinci sene-i devriyesini müzekkir olmak üzere İzmir şehrinde inşa olunmakta olan şadrevanlı Saat Kulesi’nin gümüşten imâl ettirilen altın ile müzeyyen modeli, mezkûr kulenin inşâât komisyonu azasından Daire-i Belediye Reisi Eşref Paşa ve mahdum-ı kemteri yaverân-ı Hazret-i Şehrîyârîden Said bendelerine tevdian irsâl kılınmağla, zikr olunan modelin hâk-ı pay-ı hümâyûn-ı mülûkaneye arz ve takdimi bâbında, irade, hazret-i min lehü’l-emrindir. 
10 Mart sene 317”
 
İstenen iradeye olumlu cevap gelir ve 25 Mart 1901 Salı günü Eşref Paşa ve Sait Bey, Yıldız Sarayı’nın Mabeynine giderek, İzmir Saat Kulesi’nin gümüşten mamûl maketini Sultan II. Abdülhamit’e takdim edilmesi için Mabeyn Başkatibine teslim ederler. 
 
Türk hicvinin en önemli isimlerinden olan Şair Eşref de İzmir’de yapılan Çeşmeli Saat Kulesi ve bunun gümüş maketine ilgi duyarak, Sultan II. Abdülhamit’in de yirmi beşinci cülûsunu da kutlamak amacıyla bir şiir yazmıştır. Eşref, bu şiirini tarihlendirirken, önemli bir sanat olan “ebced” yöntemini kullanmış ve şiirin tarih mısraındaki eski yazılı harflerin toplam değerini 1319’a denk getirmiştir. Hicri Takvim’de 1319yılı, Miladî 1901 yılına, yani eserin yapıldığı tarihe denk gelmektedir. Bu güne kadar Eşref üzerine yapılan çalışma ve derlemelerin hiç birinde yer almayan bu şiir, 1 Mart 1901 tarihli Ahenk gazetesinde yayınlanmıştır: “Cülûs-ı meyâmin-i Hazret-i Tâc-dâr-ı azâmînin yirmi beşinci devr-i celil-i senevîsi hatırâ-ı mesûd ve kıymetdârı olmak üzere Şehrimiz Kışla-yı Hümâyûn pişgahında der-dest inşâ bulunan Çeşme ve Saat Kulesi hakkında Gördes Kaymakamı Şâir-i şirin-güftâr Eşref Beyefendi’nin tanzim eyledikleri târih-i bi-bedeldir.  Hazret-i Sultan “Hâmid” hânı ilâ yevmü’l-kıyâm Afiyetle kâmrân etsin Hudâ-yı lem-yezel Mülkü ihyâ, milleti mesûd kıldı himmeti Adl ve ihsanı, cihanda oldu bir darb-ı mesel oldu vakte ol şahın sâl-i cülûsu yirmi beş
Ol mukaddes vakte tazimen yapıldı bu mahal
Asdâkadan bir vezir-i Kâmili tensib edib
Besmele ile evvela bizzât vaz etdi temel
Görmeden sanma bunu, âdî yapılmış bir kule, 
Gel de gör kadd-i bülendi Mısır’ın ehramın bedel, İddia etmem bunun emsâli hiç yoktur diye, 
çünkü var misli mücevherle murassa bir model
Bir su içdim “oh” çekib Eşref dedim tarihini: 
Mevkiinde oldu saatle bu çeşme pek güzel
EŞREF”  
 
1901 yılı Nisan ayı içinde inşâât kaba olarak tamamlanmış ve tesisât çalışmalarına geçilmiştir. Özellikle saat kulesinin geceleri aydınlatılarak, saatin görünmesini sağlamak, kutsal ve millî günlerde kulenin tamamının aydınlatılması için konulacak fener ve kandillere gerekli havagazı borularının döşenmesi çalışmalarına başlanmış, özellikle tesisâtın taş ve mermerlere zarar vermemesi için dahili döşenmesi planlanmıştır. Bu arada kulenin çeşmeleri de tamamlanmaya başlamış ve çeşmeler için getirilmesi icap eden su hakkında İnşâât Komisyonu ile İzmir Su Kumpanyası arasında görüşmelere başlanmış ve su işinin birkaç güne kadar hazır hale getirilmesi konusunda anlaşma sağlanmıştır. 
 
Açılışa Doğru
1 Eylül 1901 tarihine denk gelen cülûsun yirmi beşinci yıldönümünde İzmir şehri Sultan II. Abdülhamit için yaptırmış olduğu Çeşmeli Saat Kulesi’nin açılışını gerçekleştirmeyi hedeflemişti. İnşââtın ihalesini üstlenen Mühendis Raymond Pere, Ağustos ayı içinde inşââtı ana hatlarıyla tamamlamıştır. İnşâât Komisyonu üyeleri, tamamlanan yapıyı teftiş ederler, binanın arzulanan biçimde olduğuna karar vererek, tören için hazırlıkların başlatılması konusunda Vâlilik makamına yazı yazarlar. Ancak yapının bazı eksiklikleri vardır ve bunların açılış töreninden sonra yapılması kararlaştırılır. Öncelikle kulenin eksik olan saatlerinin tedarik edilerek bunların yerlerine monte edilmesi, saatin geceleri bile dört bir yandan görünebilmesi için kendi kendine yanar söner bir gaz makinesinin alınarak yerleştirilmesi ve muslukların üzerinde bulunan dört adet küçük kubbenin altınla yaldızlanması, mermerden merdiven basamaklarının yıpranmaması için ayak basılacak yerlerin bakır levhalarla kaplanması ve kulenin daha hoş bir biçimde görünmesi için bazı yerlerinin renklendirilmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca binanın yapıldığı meydanın güzel bir bahçe haline getirilmesi planlanmış, bahçe projesinin hazırlanması için Vilâyet Nafia Başmühendisi Baranofski Efendi ile Mühendis Raymond Pere görevlendirilmiştir. 
Yaklaşık olarak bir yıldır sürdürülen yoğun çalışmaların karşılığı alınmış ve İzmir’in simgesi olacak olan Çeşmeli Saat Kulesi’nin açılış töreninin yapılacağı güne gelinmiş ve 1 Eylül 1901 tarihli basın aşağıdaki haberle açılış törenini ilân etmekteydi: 
“Cülûs-u mesadet-i [bahtiyar] menus hazret-i padişahînin yirmi beşinci devr-i celil-i senevisi hatıra-yı mesut ve kıymetdarı olmak üzere şehrimiz kışla-yı hümayun pişgahında [önünde] inşa olunup [terakkiyat-ı sanaiyenin bir enmuzec-i zikemali] olan saat kuleli çeşmenin bugünkü [ruz-u meymenetde] zat-ı sami-i cenab-ı vilâyetpenahiyle erkân ve memurin-i vilâyet, ümera ve zabitân-ı askerîye ve mütehayyizan-ı [ileri gelenler] memleket hazır oldukları halde [resm-i küşadı] icra kılınacaktır.” 
1 Eylül 1901, Sultan II. Abdülhamit’in yirmi beşinci cülûs yıldönümü, bütün Osmanlı coğrafyasında çok renkli, katılımlı olarak kutlanılması için aylardan beri hazırlıklar yapılmış, bu tarih, heyecanla beklenmişti. İmparatorluğun en önemli kentlerinden biri olan İzmir şehri, bu tören günü için yaklaşık on üç ay süren bir hazırlık döneminden geçmişti. Bu kutlamaların içinde hiç kuşkusuz en önemlisi Çeşmeli Saat Kulesinin açılışı idi. 
Günler öncesinden başlayan hazırlıklar sonucunda Hükümet Konağı, Sarı Kışla, meydandaki bütün resmî daireler, Kemeraltı, hususî konaklar, haneler, dükkanlar, hanlar, mağazalar velhasıl bütün şehir baştanbaşa rengarenk havagazı fenerleri, mersin dalları, defne yaprakları, özdeyişler yazılı plaketler, zafer takları, rengarenk kurdeleler, Osmanlı Bayrak ve Armalarıyla donatılmış; “şu suretle ki şehrimiz cemadani [taş gibi cansız] bile hayran edecek dil-rüba [gönül kapan] bir nev [çeşit] [arûs-ı ziba] şekline gelmiş idi.”
İzmir sokakları bu özel günde bir temaşa yeri haline gelmiş, İslam, Hıristiyan, Musevî bütün halk caddelere, sokaklara dökülmüş, hele hükümet meydanı ve civarı bir insan meşheri haline gelmiş; basının deyişiyle, “güya ki, her bahçeden birer çiçek toplanmış idi.”
Sabah saat onda top atışlarıyla törenler başladı. Topların atılmasıyla birlikte, Vâlilik makamında resmî kabul de başlamış oldu ve askerî ve mülkî erkân, hükümet memurları, şehrin ileri gelenleri, Konsoloslar, ruhanî liderler, Müslim ve Gayrîmüslim okulların temsilcileri Vâli Mehmet Kâmil Paşa’ya tebriklerini arz etmişler, ateşli nutuklar ve dualar irad eylemişler, Vâli Paşa da bunlara aynı şekilde mukabelede bulunmuştu.  Resmî kabul esnasında Hamidiye Sanayi Mektebi Bandosu, Hükümet Konağı avlusunda bulunup, gayet güzel, gayet tesirli millî havalar çalarak, herkesi coşturuyordu. Bu arada Hükümet Konağına gelen konuklara, şerbetler, limonatalar ikram edilmiştir.  Resmî törenlerden sonra Vâli Kâmil Paşa, Şer’i Mahkeme Hâkimi Emin Bey, Vâli Muavini Asım Bey, Defterdar Safiyüddin Bey, Vilâyet Mektupçusu Ahmet Rıfat Bey, Belediye Reisi Eşref Paşa, Vilâyet İdare Meclisi Azaları Abdülkadir ve Ragıp Paşalar, İzmir Askerî Fırka Kumandanı Tevfik Paşa, Redif Kumandanı Servet Paşa ile bir çok askerî ve mülkî erkân ile memurlar kalabalık bir biçimde Hükümet Konağı’ndan çıkarak, açılış töreni gerçekleştirilecek Çeşmeli Saat Kulesi’nin bulunduğu ve binlerce İzmirli’nin doldurduğu meydana gelirler. 
Tören, İzmir Müftüsü Mehmet Sait Efendi’nin yaptığı bir dua ile başlar. Duanın ardından Vâli Kâmil Paşa, “Ruz-ı cülûs-ı meyamin-i menus-ı hazret-i Padişahînin yirmi beşinci sene-i devriye-i celilesinin şehrimizce bir hatıra-yı mesut ve kıymetdarı ve memleket namına bir yadigar-ı şükran ve ubudiyet olmak üzere inşa olunan Saat Kuleli Çeşmenin” açılışını yapmaktan bahtiyar olduğunu belirten nutkundan sonra, Çeşmelere su verilmiş ve kulenin açılışı gerçekleştirilmiştir. Açılışın hemen ardından kulenin yan tarafında hazır bulunan Askerî Bando tarafından “İslam Havası terennüm olunarak, umum huzzar tarafından üç defa padişahım çok yaşa” tezahüratı yapıldıktan sonra tören sona ermiştir. 
Cülûsun seneyi devriyesi şerefine gece de Saat Kulesi meydanında şenlikler düzenlenmişti. Bu şenlik havasını o günün anlatımına sadık kalmak için Ahenk gazetesinden bir az sadeleştirerek aktarmayı uygun görüyorum: “...Resmî kabul, tebrik ve açılıştan sonra herkes yerli yerine dönerek, hazırlıklarını tamamlamaya koyulmuş, bütün halk büyük bir şevkle gecenin gelişini gözlemekte idiler. Nihayet gece oldu, herkeste, her tarafta yine bir başkalık göründü. 
Hazırlıklar artık bitmiş, bütün mekanlar mükemmel surette süslere, ziynetlere bürünmüş, o rengarenk fenerler, kandiller yakılınca, bütün memleket nurlara, yaldızlara gark olmuştu. 
...Bütün ahali de ayak üzerineydi. Evlerde kimse kalmamış, kadın erkek, çoluk çocuk hepsi de sokaklarda sevinçler içinde geziniyor, art arda havaî fişekler, çarkıfelekler atılıyor, her biri bir başka türlü eğlenti ile eğleniyor, başka türlü zevk alıyordu. Fakat his, duygu hepsinde yine aynı, yine müşterek idi, şevketli padişahlarının sene-i devriye-i cülûs-ı hümayunları şenliklerini icra ile mutlu oluyorlardı. 
Gecenin şerefine Hükümet Konağı ahaliye açık bulundurulmuş, hanende-i şehir Salamon Elgaze Efendi’nin ince saz takımı güzel havalar terennüm etmekte, gelenlere şerbetler, kurabiyeler, limonatalar, dondurmalar ikram edilmekteydi.
 
Bu hal, bu şevk sabaha kadar devam etmiş, sabah olunca herkes gayet şenli bir gün, gayet parlak bir gece geçirmiş olmasından dolayı fevkalade memnun ve mesut olduğu halde, bu şenliğin sebebi olan Hazret-i Padişahînin efzayiş-i ömür ve ikbal-i şahanesine can ve yürekten dualar ederek ayrılmıştır.”  Sultan II. Abdülhamit’in yirmi beşinci cülûs yıldönümü şerefine İzmir şehri iki projeyi gerçekleştirmek için girişimde bulunmuş, bunların temelleri 1 Eylül 1900 tarihinde atılarak inşââta başlanmıştır. Projelerden ilki olan Çeşmeli Saat Kulesi tamamlanarak 1 Eylül 1901 tarihine yetiştirilmiş ve açılışı yapılarak, kent için önemli bir kamusal meydan yaratılmıştı. Ancak ikinci proje olan Sarı Kışla dahilinde yapımına başlanan yirmi beş musluklu, havuzlu sebilin inşası Saat Kulesinin yetiştirilebilmesi için yarım kalmıştı. Sarı Kışla dahilindeki bu yapının tamamlanması için Vâlilik makamı girişimde bulunmuş ve inşââtın kalan kısmı için açılan ihale 235 Osmanlı Lirası bedel ile Mühendis Mösyö Pere’nin uhdesinde kalmıştır.  Cülûsun yirmi beşinci yıl dönümü nedeniyle İzmir’de yapılan eserlerle yakından ilgilenen Şair Eşref Saat Kulesi için yazmış olduğu şiirden başka , bir de Kışla dahilinde inşa edilen Sebil için de bir şiir yazmış ve sebilin yapı tarihini ebced usulü ile tarihlendirmiştir. Şiirin son mısrasındaki harflerin sayısal değerlerini hesapladığımızda, 1319 sayısı çıkmaktadır ki, bu da inşââtın yapıldığı Hicrî yılı göstermekte olup, Miladî takvimdeki karşılığı da 1901 yılına denk gelmektedir. 
Şehenşah-ı muazzam hazret-i Abdülhamid hânı, 
Yaratmıştır cihanda hayr-ı mahz olmak için hallâk. 
Zamanında yapıldı ol kadar âsâr-ı umran kim, 
Yazılsa bir büyük defter olur fihristi bin yaprak, 
Olunca yirmi beş sâl-i cülûsu ol Şehenşah’ın, 
Edildi cümle-i âsâr-ı umrâna bu da ilhak. 
Mukaddes bir günü ettirdiğiyçün halka der-hâtır, 
Vücûduyla bu havzın iftihâr etsin bütün sancak. 
Sudan zannetme Eşref, geldi bal, tatlandı tarihi: 
Bu fıskıyye yapıldı Kışla meydanında pek parlak. 
EŞREF
 
Saat Kulesi’nin Mimarîsi ve Sanatsal Özellikleri
Konak meydanını süsleyen ve İzmir’in simgesi olan Saat Kulesi gerçekten zarif bir sanat eseridir. 81 metrekare taban üzerine sekizgen şekilde ve dört basamaklı haç biçimde mermer bir platform üzerine yapılan Saat Kulesi, 25 metre yüksekliğinde ve dört katlıdır. Sekizgen platformun dar kenarlarında, dörder küçük sütun üzerine oturan sebiller yer alır. At nalı kemerli, baldaken biçimli sebillerin üçer çeşmesi ve kurnası ile ortasında fıskiyeleri vardır. Fıskiyelerden bugün iki tanesi yok olmuştur. Baldekenlerin üzerini alemli kubbeler örter. Sebiller arasındaki geniş dört cephede, at nalı kemerli, demir şebekeli birer açıklık bulunur. Bu açıklıklardan deniz tarafındaki olanı kapıdır.Cephelerin ve sebillerin üzerini çepeçevre fistolu saçak dolaşır. Kulenin platformu beyaz mermerden, diğer bölümleri ise kesme taştan yapılmıştır. 
Sekizgen kaide üzerinde sütunlu bir galeri ve onun da üzerinde köşeleri pahlanmış kare prizma gövde yükselir. Zarif başlıklı, küçük kaideli sütunlar birbirine üç dilimli kemerlerle bağlanır. Galeri ve çeşmelerde kullanılan pembe ve yeşil sütunların başlıklarında ve köşelerinde bitkisel süslemeler yer alır.  Gövdenin dört bir tarafında, orta yerinde açılmış at nalı kemerli küçük nişli balkon görüntüsü veren unsurlar görülür. Bunun üzerinde, Doğu ve Batı yönlerinde birer Osmanlı arması, Kuzey ve Güney yönlerinde ise Sultan II. Abdülhamit’in tuğraları kabartma olarak yapılmıştır.  larla doldurulmuş baklava dilimli kabartmalarla bezenmiştir. Gövdenin üst bölümü üç sıra mukarnasla genişletilmiş ve dış yüzüne dört adet 75 cm. çapında saat konulmuştur. Saatin dönemin Alman İmparatoru Kayzer II. Vilhelim tarafından Osmanlı-Alman yakınlığı nedeniyle hediye edildiğine dair bir takım kayıtlar varsa da, bu bilgiyi orijinal kaynaklarda doğrulatamadık. Saatin ana mekanik bölümü özel yapılmış demir köşebentler ve döküm ayaklar üzerine oturtulmuş, yirmi iki dişli çarktan oluşmuştur. Saatin bazı parçaları üzerinde 1901 tarihi görülmektedir.  On iki küçük sütun üzerine oturan dördüncü kat, gövdeden daha dardır ve üzerini hilalli alemi olan metal kubbe örter ve bu bölümde, saatin şimdi çalışmayan çanı bulunmaktadır.  Sarı Kışla, Hükümet Konağı, Hapishane, Hastane ve en son eklenen Saat Kulesi ile Osmanlı Devleti’nin İzmir’de modernleşme çizgisindeki kamusal meydanı tamamlanmış oluyor ve bu mekan toplumsal alanda çok sık kullanılan bir yer oluyor, hatta kentin kalbi haline geliyordu. Doğaldır ki, anıtsal bir eser olan kule saymış olduğumuz kamu binaları arasında seçkin bir yere oturuyor ve insanların gündelik yaşamlarında kullandıkları bir enstrüman oluyordu.   Saat kulesi Osmanlı Tarihi’nde “istibdat”ın sembolü olan II. Abdülhamit adına yapılmıştı. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilânı sonrasındaki özgürlük kutlamaları da Konak meydanında ve Saat Kulesi civarında gerçekleşmekteydi. Bazı kaynaklarda, dipnot gösterilmeksizin, bu özgürlük kutlamaları sırasında bazı kişiler, Abdülhamit’e ait bir eser olduğu gerekçesiyle Saat Kulesi’ne saldırarak yıkmaya çalışmışlarsa da, araya girenler sayesinde bu yıkım hareketinin önüne geçildiği anlatılmaktadır. Ancak bu olaya dönemin kaynaklarında rastlayamadık.  1 Eylül 1901’de tamamlanarak faaliyete geçen Saat Kulesi, İzmir’in güzel çirkin, acı tatlı, sevinçli üzgün yirminci yüzyılda yaşadığı her güne tanık olmuştur. Ne var ki bu anıt, 1 Şubat 1974 tarihinde İzmir’de yaşanan 5.2 şiddetindeki depremden zarar görmüş ve kulenin saat kadranları üzerindeki son kat yıkılmış, inşa edilirken kesme taşlar arasına demir ve bakır lehimlenerek yapılan ana gövde depremlere dayanmıştır. Yıkılan kısım yaklaşık iki yıllık süre içinde onarılarak eski haline getirilmiştir.    Bu araştırma: İzmir Büyükşehir Belediyesince basılan ve Dr. Sabri Yetkin tarafından İzmir Saat Kulesi’nin tanıtımı için hazırlanan Kentsel Bir Sembolün Doğuşu İzmir Saat Kulesi adlı kitapçıktan alınmıştır.

Konak - Yalı Camii

Klasik Osmanlı mimarisi tarzındaki 18,yy'a ait Konak Yalı Camii'nin, 1754 yılında Katipzade Mehmet Paşa'nın eşi Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Firuze çinilerle süslü cami adeta Konak Meydanı ile özdeşleşmiştir. 

Konak - Milli Kütüphane

 Neo klasik tarzda inşa edilen Milli Kütüphane 29 Ekim 1933'te Cumhuriyet'in 10. yıl şenliklerinde, Elhamra Sinemasi ise 1926 yılında hizmete açılmıştır. Elhamra Sineması bugün İzmir Devlet Opera ve Balesi'ne evsahipliği yapmaktadır. 

Konak -Etnografya Müzesi

Neo klasik özelliklere sahip bina günümüzde Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır. 1831 yılında vebalılar için St. Rock Hastanesi olarak inşa edilmiştir. Bizans mimarisinin süsleme özelliklerinden izler taşıyan bina yeşillikler arasındadır. 

Konak - İzmir Arkeoloji Müzesi

İzmir'de ilk arkeoloji müzesi üç senelik eser toplama ve derleme çalışmalarından sonra 1927 yılında Tepecik semtinde bulunan Ayavukla (Gözlü) Kilisesi'nde ziyarete açılmıştır. 1951 yılında Kültür parkta ikinci bir arkeoloji müzesi daha hizmete girmiştir.

Çevresindeki antik kentlerden gelen eserlerin yoğun olmasından dolayı yeni bir müzeye ihtiyaç duyulmuştur.

Bunun üzerine Konak'ta Bahribaba Parkı içinde 5000 m²lik bir alanda yeni ve modern bir müze binası inşa edilerek 11 Şubat 1984 yılında ziyarete açılmıştır.

Müze teşhir salonları, laboratuvarları, depoları, fotoğrafhanesi, kitaplığı, konferans salonu ile her türlü ihtiyaca cevap verebilecek şekilde düzenlenmiştir. Eserler müze binası içinde ve bahçede olmak üzere 1500 üzerindedir.

Üç katlı olan müze binasında teşhir, seksiyonlar halinde hazırlanmıştır.

Üst Kat Salonu
Burada İasos, Çandarlı (Pitane), Bergama, Bayraklı (Eski İzmir) antik kentlerine ait arkeolojik eserler, prehistorik çağlardan M.Ö. III. bin yıllarına tarihlenen pişmiş topraktan İasos kazısı seramik buluntuları, Protogeometrik ve Geometrik Dönem Batı Anadolu keramikleri, Arkaik Dönem siyah ve kırmızı figürlü Batı Anadolu vazoları, Hellenistik Devir hydriaları, çeşitli kaplar, cam vazolar, şişeler, masklar, heykelcikler, Myrina (Aliağa) Eros heykelcikleri sergilenmektedir. Ayrıca yine bu katta bulunan Hazine Salonunda Arkaik, Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait altın, gümüş ve kıymetli taşlardan süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli bulunmaktadır.

Müzenin giriş katı olan orta katta mermer eserler teşhir edilmektedir. Arkaik Dönemden Roma Dönemi sonuna kadar tarihlenebilen heykeltraşlık eserleri içeren; büyük heykeller, büstler, portreler ve masklar sergilenmektedir.

Halit Rıfat Paşa Caddesi 4. Konak
Tel : (0232) 483 28 37
Faks : (0232) 483 06 11

Pazartesi dışında her gün; kışın 08.30-12.30/13.30-17.30, yazın 08.30-17.30 saatlerinde ziyarete açıktır.

Konak - İzmir Devlet Tiyatrosu

Vali Kazım Dirik'in isteğiyle 1926 yılında yapımına başlanmış, 1. Ulusal Mimarlık Dönemi üslubundaki binanın mimarı Necmettin Emre'dir.
1927'de Türkocağı, 1932'de Halkevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1957 yılında, zamanın belediye meclis üyesi ve gazeteci Sabri Süphandağlı'nın girişimi ile Devlet Tiyatrosu Sahnesi şekline dönüştürülen yapıda, İzmir Devlet Tiyatrosu 1971'de yerleşik düzene geçmiştir. 

Konak - İzmir Doğumevi

İzmir'in ilk Müslüman Hastanesi olarak 1851 yılında kurulmuştur. Zaman içinde yetersiz hale gelen hastaneye 1897 yılında eklemeler yapılmıştır.
  1903 yılında dönemin koşullarına göre tam teşekküllü hastaneye dönüşmüş, 1982 yılında Devlet Hastanesi'nin Basın Sitesi'ndeki yeni binasına taşınmasını takip eden yıllarda 1985'te ön bölümü İzmir Doğumevi, arka kısmı ise Diş Hastanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
 

Konak - Kızlarağası Hanı

İzmir için önemli yapılardan biri Kızlarağası Hanı'dır. Yapının 1745 yılında tamamlandığı sanılmaktadır. Yapımı hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte, yaptıran kişinin Kızlarağası Hacı Beşir Ağa olduğu bilinmektedir. İzmir Liman Kalesi'nin hemen arkasında, 1744 yılında hanın inşasına başlanır ve 1745 yılında tamamlanır. Han, döneminde önemli bir boşluğu doldurmuştur. Bugünkü Yemişçiler ve Halim Ağa Çarşısı ile anılan yerde olup, ana cephesi Keresteciler Sokağı'na açılmaktaydı. Günümüzde burası 871 sokaktır. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir'deki nadir eserlerinden olan han, diğer hanlar gibi genelde kare bir forma sahiptir. Binanın içinde dikdörtgen ve geniş bir avlunun ortasında geleneksel olarak bir şadırvan ve havuz bulunması gerekmektedir. Günümüzde böyle bir alan mevcut değildir. Han, hemen her uzun mesafe hanında olduğu gibi iki katlı idi Üst katta galeriye açılan odalarda yatmak isteyenler konaklar, zemin katta ise üst kısmın sade yaşamının tam tersi görülürdü. Yükleriyle develer, tüccarlar ile hizmetkarların kalabileceği odalar, malların boşaltıldığı ve pazarlandığı dükkanlar ile pazarlık yapan insanlar bulunurdu. Han, limana yakın olması, sebebiyle, her zaman canlı kalmıştır. Han belli dönemde bir tür borsa gibi de çalışmış, özellikle iç avluya dönük dükkanlarda bu işler yoğun olarak yapılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda, teknolojinin ulaşım alanında çeşitli değişikliklere yol açması ve ekonomik hayatın zaman zaman yer değiştirmesiyle birlikte Kızlarağası Hanı da yavaş yavaş önemini kaybetmiştir. Han, gece konaklamaların sona ermesinden sonra, sadece malların indirildiği ve depolandığı bir yer durumuna gelmiştir.

1993 yılında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanı'nda çok çeşitli el sanatları ürünlerini, halıları, deri kıyafetleri ve çarpıcı hediyelik eşyaları bulabilir ve hanın tam ortasındaki açık çay bahçesinde mistik havayı içinize çekerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz.

İzmir'in eski anıtsal yapılarından bir diğeri de HİSAR CAMİİ'dir. Aydınoğlu (Molla) Yakup Bey tarafından 16. yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Belgelerde yapılış tarihi olarak 1592 ve 1598 olarak geçen Camii'nin ortasında merkezi büyük kubbe ve iki yanda uzunlamasına ikişer kubbe bulunmaktadır. Son cemaat kısmı 7 kubbeli bir revaktan oluşur.

Bahçe duvarı ile öndeki iki şadırvanlı meydandan ayrılan dar uzun harimi, bir geçitle güneye uzar. 1813, 1881, 1927 ve 1980 yıllarında onarım gören cami, güneyden ve batıdan payanda kemerleri ve duvarlarıyla desteklenmiştir. Dekorasyon 18 ve 19. yüzyılların etkisi ile zenginleştirilmiştir. Sütun başlıklarında, pencere üzeri ve cephe süslemelerinde mihrap, minber ve vaiz kürsüsünde Avrupa sanatsal etkilerini görmek mümkündür.

Konak - Çakaloğlu Hanı

Kızlarağası Hanı'nın tam karşısındaki küçük bir kapıdan girilen Çakaloğlu, ziyaretçilerini bir anda yıllar öncesine götürür. Hanı boydan boya geçip diğer kapıdan sokağa çıktığınızda ise, duvarlarındaki sebil çeşmesi ile karşılaşırsınız. Sebilde; bir cami figürlü İzmir kabartmasının üstünde "Yedi Uyuyanlar Efsanesi", eski Türkçe ile anlatılmaktadır. 

Konak - Hisar Camii

Kemeraltı'nda, Kızlarağası Hanı'nın hemen bitişiğinde bulunan Hisar Camii, 1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taşlardan inşa edilen camiinin içi, Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneklerini sergilemektedir. Minaresi tek şerefeli Hisar Camii'nin ortasında büyük hacimli kubbesi vardır. Yanlarda üçer büyük, daha geride üç küçük ve son cemaat yerinde de 7 tane küçük kubbesi bulunmaktadır. Sütun başlıkları ve diğer süslemeleri günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Hisar Camii, aynı zamanda İzmir'in en büyük camiidir.  

Konak - Salepçioğlu Camii

Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından 1906 yılında yaptırılan camiinin büyük bir kubbesi vardır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüş altı bölümlü Salepçioğlu Camii'nin ince yapılı zarif bir mimarisi vardır.
  

Konak - Kestane Pazarı Camii

Kare mekan üzerine büyük bir kubbeyle etrafında 4 kubbeden oluşan cami 1667 yılında yapılmıştır. Caminin çok güzel olan mihrabının Selçuk'taki İsa Bey Camii'nden getirildiği söylenmektedir. Giriş kapısı üzerinde bir kitabe bulunmaktadır. 

Konak - Şadırvan Camii

Ünlü seyyah Evliya Çelebi'ye göre Şadırvan Camii 1636 yılına yapılmıştır. 1815 yılında onarım görmüştür. Adını yanında ve altında bulunan şadırvanlardan almıştır. Evliya Çelebi'nin beyaz bir inciye benzettiği caminin doğu kısmında tek şerefeli bir minaresi, batısında da bir kütüphanesi bulunmaktadır. 

Konak - Başdurak Camii

Duvarları taştan minberi mermerden olan Başdurak Camii Anafartalar Caddesi'ndedir. 1652 yılında Zahire Tüccarı Hacı Hüseyin tarafından yaptırılan camii, 1894 yılında onarım görmüştür. Son yıllarda restore ettirilen caminin son cemaat yeri bir camekanla kaplıdır. 

Konak - Kemeraltı Camii

Anafartalar Caddesi kenarında eski iç liman kıyısında bulunan Kemeraltı Camii'nin 18. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. 1774 ve 1892 yıllarında tamirat görmüştür. Zeminde olup tek kubbesi bulunan caminin etrafında medrese, kütüphane ve sebil vardır. 

Konak - Dönertaş Sebili

Tek kubbeli kare planlı 19. yüzyıl başı yapısı olan sebil, barok tarzı mermer süslemeleri ile ünlüdür. Sebilin iki cephesinin birleştiği köşede süslü başlıklı yuvarlak bir sütün gibi görünen taşın, aslında döner olması nedeniyle dönertaş adını almıştır.  

Konak - Faikpaşa Camii

Daha 16. yy'ın başlarında İzmir'in bir mahallesine adını veren camiinin 1842 tarihinde tamir görmüştür. Evliya Çelebi, 965 ve 967 sokaklarda bulunan Faikpaşa Camii'nin kagir kubbesinin kurşun kaplı olduğunu söylüyor. 

Konak - Meserret Ve Şükran Otelleri

Eskiden Kemeraltı'nın en uğrak konaklama mekanlarından olan otellerde Ege'nin kasabalarından İzmir'e gelen kişiler günler öncesinden bu otellerde yerlerini ayırttırırlardı.  

Konak - Salom Sinagogu

En eski sinagoglardan biridir. 927 Sokak No 38'de bulunur. 1610 yılında, İzmir'de bulunan 6 havradan biridir. Bu yüzden 1500'lü yıllarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. "Aydınlılar Sinagou" olarak da bilinen bu sinagogun başından şöyle ilginç bir olay geçmiştir; 1841 yılında İzmir'de başgösteren büyük yangında tüm semtin alevler içinde kalmasına rağmen, yangın bu sinagogun kapısında sönmüştür. 

Konak - Bilkur Halim Sinagogu

İkiçeşmelik Caddesi 40 numarada bulunan bu sinagog, İzmir'in en güzel sinagoglarından biridir. 1724 tarihinde Salamon de Claves isminde Hollanda asıllı bir İzmirli tarafından inşa ettirilmiştir. 1772 yangınında yanan sinagog, yine aynı aileden Manuel de Claves tarafından 1800 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. 

Konak - Osmanlı Bankası

Fevzipaşa Bulvarı başında bulunan İzmir Osmanlı Bankası binası, 1. Milli Mimari Dönemi yapılarındandır. 1926 yılında Mimar G. Mongeri tarafından yaptırılmıştır.  

Konak - İzmir Ticaret Borsası

Türkiye'nin ilk ticaret borsası olan İzmir Ticaret Borsası'nın bugün hala faaliyet gösterdiği bina, 1928 yılında özel olarak inşa edilmiştir. Sivri kemerleri, bitkisel motifli alçak kabartmaları, saten sütun ve kabaraları ile Osmanlı ve Selçuk mimarisinden esinlenmiş olan 1. Milli Mimari Dönemi'nin İzmir'deki en önemli örneklerindendir.  

Konak - Turizm İl Müdürlüğü

İzmir'deki 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklıkları ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir. 1891- 1919 yılları arasında İzmir Ticaret Borsası'nın,
 
1921'de ise Yunan Milli Bankası'nın kullanımına ayrılan bina, 1922'den sonra İzmir Merkez Postanesi olarak hizmet görmüştür. 1996 yılındaki restorasyonu takibeden yıllarda İzmir Turizm İl Müdürlüğü'nün kullanımına verilmiştir. 
 

Konak - Vakıfbank

Fevzipaşa Bulvarı başlangıcındaki tarihi bina 1931 yılında mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştır. Birinci Milli Mimari ve Art Deco stillerinin özelliklerini taşımaktadır.  

Konak - Ziraat Bankası

Hem milli mimari hem de Art Deco stillerinden izler taşıyan Ziraat Bankası binası 1930 yılında yapılmıştır. Camlı, tavanlı banka holü, özel bir duvar sistemi olan kazı dairesi ve ağır kapıları ile banka mimarisinin ilginç örneklerindendir

Konak - Büyük Kardıçalı Han

Mimar Kemalettin Caddesi ve Gazi Bulvarı'nın kesiştiği noktada bulunan han, 1928 yılında Mimar Mehmet Fesçi tarafından tasarlanıp inşa edilmiştir. 

Konak - Alsancak

Eski adı Punto olan Alsancak yıllar boyu İzmir'in simgesi olmuştur. Dünyaca ünlü birçok seyyah ve yazarın şiir ve eserlerinde yer almıştır. Victor Hugo 1829 yılında yayınlanan "Les Orientales" isimli kitabındaki "La Captive" isimli şiirinde ünü batıya yayılan İzmir'i bir prensese benzetir. Şiir şöyledir; "İzmir, bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla. Mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir. Nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse, O da denizler arasından ışıldar. Hatta Arşipel'in yaratılışından çok daha tutkulu...." Dünya edebiyatında silinmez izler bırakan şair Hugo, İzmir'e gelmemesine karşın kentin ününden efsaneli büyüsünden ve bir amazon kraliçesi tarafından kurulup isimlendirilmesinden etkilenmiştir. Bahsettiği ise İzmir'in yoksul ve çöküntü halindeki mahalleleri değil, Alsancak sınırları içindeki Frenk Mahallesi'dir. Alsancak'ta Levantenler Rumlar, Ermeniler, zengin diğer batılı kesimler oturmaktadır. Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nin iki tarafında uzanan bu dönemlerden kalma yapılar değişik ve özgün mimarileriyle halen bir inci gibi dizilir.
 
 

Konak - Kordon Boyu

Şiirlere, şarkılara konu olan İzmir'in ünlü Kordon'u, günün her saatinde cıvıl cıvıl, capcanlı bir mekandır. Büyükşehir Belediyesi'nin gerçekleştirdiği rekreasyon düzenlemesi, yürürlüğe koyduğu "Kordon Yönetmeliği" ile bu ünlü mekan İzmir'in en önemli prestij alanı haline geldi.  Temizlenmeye, rengi maviye dönmeye başlayan Körfez ile birlikte artık Kordonboyu daha bir yaşanılası oldu.
 

Konak - Atatürk Müzesi

Kordonboyu'nda denize bakan 248 nolu iki katlı bina, 1862 yılında halı tüccarı Takfor tarafından konak olarak yaptırılmıştır. Bu tarihi bina, 1927 yılında İzmir Belediyesi tarafından Atatürk'e armağan edilmiştir. Atatürk, İzmir ziyaretlerinde bu evde kalmış ve çalışmalarını burada sürdürmüştür. 1941 yılında bina müzeye dönüştürülmüş, son yıllarda da Kültür Bakanlığı tarafından restore ettirilmiştir. 

Konak - Pasaport İskelesi

İskele, İzmir Limanı'nın sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. 1952 yılında bu iskelenin yetersiz kalması nedeniyle Bayındırlık Bakanlığı'nca bugünkü Alsancak Limanı kurulmuştur. Pasaport İskelesi bugün hala körfez ulaşımında aktif rol oynamaktadır. 

Konak - Atatürk Lisesi

1888'de İzmir İdadisi olarak Konak'ta bir yapıda öğretime açılan okul bir süre sonra Mektep-i Sultani adını aldı. 1925'ten sonra Rum Gündüz Kız Okulu'na taşındı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra ise İzmir Erkek Lisesi ve İzmir 1. Erkek Lisesi adıyla hizmet veren okula 1942'de İzmir Atatürk Lisesi ismi verildi.
Montrö ve Lozan Meydanları arasında geniş bir alanda kurulu okul, 2000 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onarımdan geçirildi.

Konak - Alsancak Garı

"İzmir'den Aydın'a Osmanlı Demiryolunun" başlangıcında yer alan Alsancak Garı o günkü adıyla Punta Garı'nın temeli 1857'de Vali Mustafa Paşa döneminde atılmıştır. 1858'de hizmete girmiştir. Tarihi gar bugün hala hizmet vermektedir.  

Konak - Saint John Kilisesi

Kutsal kitap İncil'de adı geçen kiliselerden biridir. Yapımına 1862 yılında başlanıp 1874 yılında hizmete girmiştir. Esas altar Papa 9. Pion'un armağanıdır. 1863'te Padişah Sultan Abdülaziz'in Katolik Kilisesi'nin inşaatında kullanılmak üzere büyük miktarda Türk altını verdiği bilinmektedir. Kilise halen hem protestan hem de katolik Amerikan cemaatler tarafından kullanılmaktadır. Şehit Nevres Bulvarı üzerinde Türk Amerikan Derneği'nin yakınındadır.  

Konak - Alsancak Anglikan Kilisesi

Alsancak Garı karşısındadır. 7 Nisan 1902'de hizmete giren kilise, İncil yazarı Saint Jean'a adanmıştır. 

Konak - Santa Maria Kilisesi

İtalyan Katolik Kilisesi'dir. Halit Ziya Bulvarı'ndaki kilisede Fransisken rahipleri görev yapmaktadır.  

Konak - Asansör

İzmir'in Güzelyalı semtinde bulunan Tarihi Asansör ve Asansöre çıkan Dario Moreno Sokağı kentin görünmesi gereken mekanlarından biridir. Musevi işadamı Nesim Levi Bayrakoğlu tarafından 1907 yılında inşa ettirilmiştir. Eski İzmir'de Asansör Çıkmazı Sokağı'nın iki yanındaki sakız evlerinde Museviler otururdu. Mithatpaşa'dan Halilrıfat Paşa Caddesi'ne çıkmak için 155 basamak merdiveni tırmanmak zorunda kalan halka kolaylık olması amacıyla inşa ettirilmiştir. Önceleri su ile çalışan asansör 1985 yılında belediye tarafından elektrikle çalışır hale getirilmiştir.  
 
1992 yılında restore ettirilen tarihi asansör halen İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir eğlence, kültür ve dinlence mekanı olarak çalıştırılmaktadır ve kentin önemli bir turistik durağıdır. Asansör'ün girişindeki Dario Moreno Sokağı'nın iki yanındaki sakız evleri de bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır.
 

Konak - Beth İsrail Sinagogu

Mithatpaşa Caddesi 265 numarada bulunan Beth İsrael Sinagogu, Sultan 2. Abdülhamit'in İzmir Valisi eski Sadrazam Kamil Paşa'ya hitaben yazmış olduğu bir ferman uyarınca, Karataş semtinde oturan Musevilerin dini ibadetlerini yerine getirebilmeleri için inşa edilmiştir. 1200 altın liraya malolan bu sinagog, İzmir'in en büyük havrasıdır. Günümüzde Musevi vatandaşlarımızın dini nikah törenleri bu havrada yapılmaktadır. 1905 yılında inşaatına başlanan sinagog, 1907 yılında hizmete girmiştir.

Konak - Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi

1881 yılında islahhane olarak kuruldu. Daha sonra öksüzlere ait bir Mekteb-i Sultani olan kurum bu binaya geçti, ardından da 2. Abdülhamit döneminde Hamidiye Sanat Mektebi adını aldı. Zaman içinde yeni atölyeler eklenerek gelişti. Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmir'e gelişlerinde uğradığı Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi, 31 Mart 1997 günü çıkan yangında büyük ölçüde yanarak yalnızca dört duvar olarak kalınca yenilendi.  

Konak - İzmir Kız Lisesi

İzmir Kız Lisesi, Cumhuriyet devrinin ilk eğitim kurumlarından biridir. 1917 yılında İzmir Valisi Rahmi Bey tarafından İttihat ve Terakki Mektebi olarak kullanılan okul, 1922-1923 yıllarında bugünkü anlamda eğitim vermeye başlamış, 1936-1937 öğretim yılında kız lisesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1958 yılında yemekhane ve derslik, 1968 yılında ise 14 derslikli bina eklenmiştir. 1985 Haziran ayında çıkan yangında ana bina tamamen yanmış, daha sonra onarılarak 1990-1991 öğretim yılından itibaren tüm binalarda yeniden eğitime başlanmıştır. 

Konak - Sayaç Atölyesi

1880'li yıllarda yaptırılan Karataş'daki eski sayaç atölyesinin 10 yıldır boş duran binası, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onarılıyor. Aslına uygun olarak restore edilmekte olan bina, çocuk konservatuarı olarak işlev görecek. 

Konak - Roma Yolu

Eşrefpaşa'da Cumhuriyet Parkı'nın içinde, halen pazaryeri olarak kullanılan alandadır. Romalılar döneminde yapılmıştır. Yolun tamamen ortaya çıkarılması için belediye tarafından proje hazırlanmıştır.

 

Bornova - İlçe Merkezi

Amazonlar, Hititler, İonlar, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar ve Bergama Krallığı'na evsahipliği yapan ilk yerleşim Helenistik Çağ'da başlamıştır. Bilinen ilk adı "Birun-u Abad'dır. 1071 yılında Malazgirt Savaşı'ndan zaferle çıkarak Anadolu'ya yayılan Türkler, Bornova'nın yönetimini 1076 yılında Emir Çakabey'e vermişlerdir.
Bornova'da ilk belediye 1881 yılında kurulmuş, Türkiye'deki ilk futbol maçı 1890 yılında İzmir'e gelen İngiliz denizcilerle İzmirli gençler arasında Bornova'da yapılmıştır. Ülkemizdeki ilk atletizm yarışmaları da 1895 yılında yine Bornova'da gerçekleştirilmiştir.
Verimli toprakları ile Bornova Ovası tarihte değişik kültürleri konuk etmiştir ve bunların izleri günümüze kadar gelebilmiştir. Çoklukla levantenlerin yaşadığı Bornova'da bugün hala birçok köşk ve tarihi yapı dimdik ayaktadır. Bunlara örnek olarak "Maltas Evi, Belhomme Evi, Peterson Köşkü, Steinbüchel Evi, Murat Evi, Bari Evi, Donald Giraud Evi, Kanaldaki Evi, Aliotti Evi, Bari Evi, Pandespanian Köşkü, Paggy Köşkü, Yeşil Köşk, Bornova Büyük Cami, St. Maria Magdelana Protestan ve Santa Maria Katolik Kiliseleri" gösterilebilir. 

Bornova - Peterson Köşkü

İngiliz tacir John Peterson tarafından 1859 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Bugünkü Mustafa Kemal Caddesi üzerinde bulunan 38 odalı köşkün birçok yapı malzemesi Avrupa ve İngiltere'den getirilmiştir. Yedi kez değişikliğe uğrayan köşkte 1991 yılında Kültür Bakanlığı tarafından restorasyon çalışmaları başlatılmış, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun onayı ile de çevresindeki 54 bin metrekarelik alanda Büyükşehir Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılmıştır. 

Bornova - Santa Maria Katolik Kilisesi

Bornova Cumhuriyet Meydanı'nda Kars İlköğretim Okulu yanındaki kilisenin yapım tarihi 1797'dir. Franciscan Mezhebince inşa edilen yapı, Bizans tarzındadır ve halen misyonunu sürdürmektedir. 

Bornova - Paggy Köşkü

Ege Üniversitesi Rektörlük binasının karşısında bulunan köşk, 1800 yıllarında Fontan d'Escalon tarafından inşa edilmiştir. Restore edilen köşk halen canlılığını korumaktadır. 

Bornova - Pandespanian Köşkü

Eski tren istasyonu son durağı ve üniversite kampüsü girişindeki köşk, 1880 yılında Pandespanian ailesi tarafından inşa edilmiştir. Ege Üniversitesi tarafından restore edilen köşk, enfes mimari tarzı ile bugün üniversitenin sosyal tesisi olarak kullanılmaktadır. 

Bornova - Murat Evi (Perili Köşk)

Halk arasında 'Perili Köşk' olarak bilinen Murat Evi, Fevzi Çakmak Caddesi ile Gençlik Caddesi'nin kesiştiği yerdedir. Bina, 1880'de İngiliz ailesi olan Edwards tarafından yaptırılmıştır. Büyük bahçesinin arka kısmında yıkılmaya yüz tutan bir hamam bulunur.  
Rivayate göre uzun yıllar köşke geceleri bakire bir kız uğrayıp bir şeyler taşımıştır. Dilden dile dolaşan bu rivayet nedeniyle köşkün adı halk arasında; "Perili Köşk" olarak anılır. 

Bornova - Belhomme Evi

Aliberti House'nin evini yapan İngiliz mimar Clark tarafından 1880 yılında inşa edilmiştir. Yakın geçmişte Belhomme Ailesi'nden gelen ve UNESCO'da görev yapan Helene ARMAND tarafından restore ettirilmiştir. Gösterişli dış cephesi ve girişte muhteşem kolonlara  sahip olan binanın röleve ve restorasyonu 1997 yılında dönemin Belediye Başkanı Prof. Dr. Aysel BAYRAKTAR tarafından yapılmıştır. 
Fevzi Çakmak Caddesi İş Bankası'nın yanında no:34'te bulunan bina, bugün Bornova Belediyesi Kitaplığı (Atatürk Kitaplığı) olarak kullanılmaktadır. 

Bornova - Steinbuchel Evi

Hürriyet Caddesi üzerinde halen Ege Üniversitesi Rektörlük binasının karşısında yer alan köşk, İngiliz John Maltass tarafından 1860 yılında inşa edilmiştir. Kurtuluş Savaşı'nda ise bu muhteşem köşk Atatürk'ün karargahı olarak kullanılmıştır. 

Bornova - Charlton Whittal

Gençlik Caddesi üzerinde bulunan ve günümüzde Ege Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılan köşk, tarih içinde Hollandalı rahibelerin manastırı olarak kullanılmıştır. Evin sahibi ünlü Whittal Şirketi'nin kurucusu Charlton Whittal'dir. Giraud Ailesi'ne satılan ev daha sonra Türk yetkililere geçmiştir. 

Bornova - Giraud Evleri

Bugünkü Sanat Sokağı'nın yanında Dokuz Eylül İlköğretim Okulu'nun karşısında Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde bulunan köşk, 1860 yılında William Gıraud tarafından inşa edilmiştir. William Gıraud'un babası Türkiye'de ilk tekstil fabrikasının kurucularındandır. Bina uzun yıllar Jean BAPTISTE'nin yeğeni Lui Cortazzı tarafından Venedik Konsolosluğu olarak kullanılmıştır.

Buca - İlçe Merkezi

Adı Rumca "Köşede, kenarda kalan köy" anlamındaki "Bovios" sözcüğünden gelme Buca'nın ilk kuruluşu İ.Ö 630 yılına kadar uzanmaktadır.
17. yüzyıl sonlarında bir sayfiye yeri olan Buca, tarihin izlerini günümüze dek taşıyan yapılara sahiptir. Eski dönemlerde üzüm bağları ile de ünlü Buca; hipodromu ve haraları ile de İzmir'in önemli ilçelerinden biridir. 
Köşkleri ve kiliseleriyle ünlü bu ilçeye girişte ziyaretçileri tarihten günümüze süzülüp gelen Kızılçullu Su Kemerleri karşılar. 
Hasanağa Bahçesi 107 bin 615 metrekarelik alana yayılan bahçenin ilk sahibi İtalyan Levanten işadamı Aliotti olduğu söylenir. Daha sonraları Ödemiş eşrafından Hasan Ağa bahçeyi satın almış. O dönemde bile düzenli bir altyapıya sahip oluşu yer altında bulunan su kanalları, bahçedeki havuz şelalesinin çalıştırılmasıyla tepeden bakıldığında gözlemlenebilen bir kadın silueti ile hayret uyandırır. Bahçe öyle dizayn edilmiştir ki gökyüzünden bakıldığında ağaçların dizilişi bir haç şeklini verir. Bahçede bir arada bulunan 12 selvinin ise 12 havariyi simgelediğine inanılır. 
Buca aynı zamanda ülkemizin Safranbolu, Maçka, Kula ve Milas'ta bulunan 3 katlı cumbalı eski Türk evlerinin halen ayakta olduğu bir yerleşim birimidir. Dutlu Sokak ve çevresindeki yapılar buna örnek gösterilebilir. 

Buca - Kızılçullu Su Kemeri

Eski adı Kızılçullu olan Şirinyer'de bulunan su kemerleri Meles Çayı üzerindedir. Kadifekale'de kurulan şehre su getirmek için yapılmıştır ve geç Roma dönemine aittir. Yapımında taş tuğla ve Roma harcı kullanılmıştır. Kemerler zamanla Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılarak uzun süre kullanılmıştır. 

Buca İstasyonu

Yakın tarihe kadar Buca'da Hıristiyanlar, Museviler ve Türkler bir arada yaşıyorlardı. Bunun yanı sıra İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda ile ticari ve giderek sanayi ilişkileri çerçevesinde oluşan levanten grubu bir sayfiye yeri olarak kullandıkları Buca'ya yerleşmişler, 1872 yılında da kendi yaşamlarını kolaylaştırmak için bugün hala kullanılan istasyonu inşa etmişlerdir.  nılmıştır. 

Buca - Protestan Kilisesi

1838 yılında yapılan kilise Protestan İngiliz şapelidir. 1961'de Buca Belediyesi'ne devredilmiştir. Hacvari planı ile her zaman büyük ilgi gören kilisenin neogotik pencerelerinde büyük değer taşıyan cam vitraylar, devir işleminden sonra Alsancak'taki St. John Evangelist şapaline nakledilmiştir. Belediye uzun süre kültür sanat etkinlikleri için kullandığı yapıyı 2001'de, kilise olarak kullanılmak üzere devretti.  mlarını kolaylaştırmak için bugün hala kullanılan istasyonu inşa etmişlerdir.  nılmıştır. 

Buca - Kız Kulesi

Halen ayakta olan Kız Kulesi Rumlar tarafından yapılmış enteresan dizaynı olan bir taş yapıttır. ala kullanılan istasyonu inşa etmişlerdir.  nılmıştır. 

Buca - Forbes Köşkü

Buca'daki levanten malikaneleri arasında en çarpıcı ve mimari yönden en görkemlisidir. 1908 yılında onarılan ve 1 yıl sonra yanan köşk 1910 yılında yeniden bugünkü haliyle inşa edilmiştir. Halen SSK Buca Hastanesi bahçesinde bulunan köşkte Kültür Bakanlığı'nca yürütülen restorasyon çalışması devam etmektedir.

Buca - De Jongh Malikanesi

1800'lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen malikane De Jongh ailesinin Buca'dan ayrılmasından sonra bir işadamına satılmış daha sonraları tenis kulübü ve senatoryum olarak kullanılmıştır. Ardından sağlık meslek lisesi olarak yıllarca hizmet veren bina bu okulun kapatılmasını takip eden yıllarda boş tutulmaktadır.

Buca - Rees Malikanesi

Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Rees ailesinin inşaa ettirdiği ve burada yaşadığı bilinmektedir. 1930'lu yıllar sonunda istimlak edilen malikanede halen Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi hizmet vermektedir. Eski Belediye binası, bugün ise Kültür Müdürlüğü olarak hizmet veren yapı da, vakti zamanında bir malikane olarak kullanılıyordu. Sahipleri ise Hacı Davud Forkouh ailesi idi.

Buca - Baltacı Malikanesi

Buca'nın en eski yapılarından biridir ve kayıtlara göre 1863'te Osmanlı Şehzadelerinden Abdülaziz'in bu köşkte kaldığı bilinmektedir. 1922 yılına kadar yetimhane olarak kullanıldıktan sonra, Amerikan Kızılhacı tarafından yetimlerin Yunanistan'a nakledilmesiyle Türk Devleti'ne geçen Dimostanis Baltacı Malikanesi, bugün Güzel Sanatlar Lisesi olarak kullanılmaktadır. Avlusundaki kadın heykeli halen yapıyı süslemektedir.

Karşıyaka - İlçe Merkezi

 İzmir Körfezi'nin kuzeyinde bulunan Karşıyaka, körfezi bir gerdanlık gibi süsler. Eski Karşıyaka'dan günümüze eser kalmasa da, tarihi yalılarından hala ayakta olanları tüm görkemiyle sahil boyunca sizi karşılamaya hazır bekler. Karşıyaka bir efsanedir aynı zamanda ve efsaneye göre Zeus'un; oğlu Tantalos'u Yamanlar Dağı'ndaki bir yarıktan içeri attırarak yarığı kapattığı söylenir. Tantalos'un mezar kalıntıları da Bayraklı sırtlarındadır. Zeus'un Tantalos'u attığı yarığın ise, Karşıyaka'ya 24 kilometre uzaklıktaki Karagöl olduğu söylenir.
Karşıyaka, bugünkü adını almadan önce Cordelio olarak anılırdı. Haçlı ordularının baskınları sırasında Aslan Yürekli Richard'ın askerlerinin, komutanlarına olan sevgilerini göstermek için buraya "Cocur de Lion" adını verdikleri, Çakabey döneminde de "Karşı Sahil" anlamında "Karşı - Yaka" haliyle son şeklini aldığı söylenir. ektedir.

Karşıyaka - Sahili Unutmayın

Karşıyaka gezisinde, güzel mimari örneklerin sergilendiği tarihi yapıları görme şansını yakalamanın yanı sıra, Büyükşehir Belediyesi'nin gerçekleştirdiği sahil bandı düzenlemesi de yaşanılası bir mekan olarak sizleri karşılayacaktır. Çörçil'in Yeri'nde pembe kanatlı flamingolar ile tepeli pelikanların dansını izlemek size ayrı bir keyif verecektir.

Karşıyaka - Durmuş Yaşar Köşkü

İzmirli Alyotiler tarafından 1914 yılında yaptırıldı. Alyotiler kurtuluştan sonra köşkü Durmuş Yaşar'a karşılıklı olarak verdi. Köşk, Çamlık Caddesi'nin girişinde Karşıyaka yalısında yer almaktadır.

Karşıyaka - Fikri Altay Köşkü

Yanındaki benzeri köşk ile birlikte iki Ermeni kardeş tarafından yaptırıldı. Kurtuluştan sonra Fikri Altay'ın oldu. Daha sonra maliyeye geçti ve Dilsiz Mektebi olarak ün kazandı. 1960 yılında yıktırıldı ve Hasan İkbal Köşkü burada inşa edildi. Şimdi gökdelenin bulunduğu yerdir.

Karşıyaka - İplikçizade Köşkü

10 Eylül 1922 gecesi Atatürk'ün kaldığı evdir. Uzun süre Karşıya'nın ünlü ailesi İplikçizadelerin mülkü olarak kaldı. Bir ara "Narik Pansiyon" ismi ile bir Fransız tarafından işletildi. Geceleri bahçesinde balo düzenlenirdi.

Karşıyaka - Gifre Köşkü

Kordon boyunu yapan Fransız müteahhit Gifre'nin olan bu köşkün camları hakiki kristal ve mobilyalarının işçiliği dillere destandı. Balkonları ve tezyinatı sanat şahaseri idi. Kavalılar Ailesi tarafından satın alındı. Şimdi yerinde Akkum Apartmanı var.

Karşıyaka - Van Der Zee Köşkü

Alt katı "Eski Ev" Restaurantı olarak tanınan binadır. Ünlü Türk dostu Heinrich Van Zee tarafından yaptırılmıştır.

Karşıyaka - İki Heykeller Köşkü

Şimdiki Altay Apartmanı'nın bahçesinde karşılıklı duran iki Artemis heykelidir. Bu heykeller, 1890 yıllarında İtalyan Manyeti Ailesi'nin köşkünü süslerdi. Dokuz Eylül'den sonra Evliyazade Refik Bey'e, sonra Fikret Tahsin'e satıldı. Sonra yıkılıp yerine Altay Apartmanı yapıldı.

Karşıyaka - Löhner Köşkü

Bostanlı Dolmuş Durağı karşısında parkın yanındaki köşktür. İsmi verilen Alman tarafından yaptırılmıştır. Sonra Epikmenlere satılmış, onlar tarafından yıkılıp apartman yapılmak üzere bir Eskişehirli'ye satılmıştır. Şu an metruk durumdadır.

Karşıyaka - Zübeyde Hanım Anıt Mezarı ve Parkı

Zübeyde Hanım 1857 yılında Selanik'te doğdu. Orta Anadolu'dan göç ederek, Selanik'in batısında Arnavutluk sınırına yerleştirilen yörüklerden, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır. Selanik'te Gümrük Muhafaza Teşkilatında memur olan Ali Rıza Efendi ile evliliğinden beş çocuk sahibi oldu. Fatma ve Ömer'i daha küçükken kaybetti. 1888 yılında Mustafa ilkokuldayken kocasını da kaybeden Zübeyde Hanım, zaman zaman çocukları ile birlikte kardeşi Hüseyin Ağa'nın çiftliğine giderdi. Bu sırada, Atatürk'ün ifadesiyle; iyi kalpli bir insan olan Ragıp Bey'le evlendi. Kızlarından Naciye de çok yaşamadı.

Balkan harbinden sonra, birçok Türk ailesi gibi, kızı Makbule ile birlikte Selanik'ten göç etti ve İstanbul'a gelerek Beşiktaş-Akaretler'de bir eve yerleşti. Milli Mücadele yıllarında Ankara'ya gelen Zübeyde Hanım, 1919'da ayrılmak zorunda kaldığı oğlunu, yıllar sonra Ankara'da yeni cumhuriyetin kurucusu olarak gördü. 14 Ocak 1923'te tedavi amacıyla gittiği İzmir'de 66 yaşında vefat etti.




ZÜBEYDE HANIM KABRİ VE PARKI

Ulu önder M. Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın kabri Karşıyaka İstasyondan Soğukkuyu tarafına giden Zübeyde Hanım Caddesi üzerindeki bir parkta yer almaktadır. Kabir, Ferik Osman Paşa Camii avlusu içindedir. Mezarın mevcut şekli bizzat Atatürk tarafından belirlenmiştir. Mezar anıt şeklinde olup, 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından yaptırılmıştır.



Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın kabrinin bulunduğu park birinci derece sit kapsamında olması nedeniyle gerekli yerlerden izinler alındıktan sonra bitki örtüsü, aydınlatma, kabir etrafının genişletilmesi, resmi tören yerinin yeniden şekillenmesi, çocuk parkındaki ünitelerin yenilenmesi, kabrin yakınında bulunan camiye ait tuvaletlerin kaldırılarak çalışmalar tamamlanmıştır. Parka ailelerin daha çok gelmesini sağlamak için havuz üzerine çay bahçesi de gerçekleştirilmiştir. Parkta 24 saat güvenlik bulunmaktadır.

Karşıyaka - Latife Hanım Köşkü

Latife Hanım Köşkü’ne ait mülkiyet, 2005 yılında Karşıyaka Belediyesi’ne kazandırıldı.. Toplam alanı 2958 m2 olan alan içindeki köşkün bahçesinde sergi alanları ile bir kafeterya bulunuyor.

Ulu önder Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın yaşadığı ve annesi Zübeyde Hanım’ın hayatını kaybettiği köşkte, Zübeyde Hanım’ın vefat ettiği oda, anı odası olarak düzenlendi. Bu odada ve diğer odalarda, köşkün varislerince bağışlanan ve Latife Hanım ile Atatürk’e ait olan bazı eşyalar sergileniyor. Köşkün içinde Prof Dr Yılmaz Büyükerşen’in balmumundan yaptığı Atatürk, Latife Hanım ve Zübeyde Hanım’ın heykelleri bulunuyor.

 
   
Bahçesinde ise ziyaretçilerin dinlenebileceği ve köşkün bütünlüğünü daha yakından hissedebilecekleri güzel bir çay bahçesi yer alıyor. Latife Hanım Köşkü’nün özgün niteliği; iç mekanlardaki ahşap malzemesinden bahçesindeki mermer ve ağaçlara dek bütünüyle ve titizlikle korunarak, aslına uygun restorasyonu gerçekleştirildi.

 
    
Latife Hanım ve Köşkün kısa tarihçesi

Latife Hanım, 1898 yılında İzmir'de doğdu. İzmir’in tanınmış ailelerinden olan Uşakizade (sonra Uşşaklı) Muammer Bey’in kızıdır. 11 Eylül 1922’de, Türk ordusunun İzmir’e girişinin ardından, güvenli bir karargâh arayışındaki kurmayları, Başkumandan Mustafa Kemal’e Uşşakizade ailesinin köşkünü de önerdiler. Ailesi yurtdışında olan ve köşkte babaannesiyle birlikte kalan Latife Hanım'dan bir davet mektubu istendi. Bu öneriyi sevinerek kabul eden Latife Hanım, davet mektubunu yazdı ve köşklerinde Atatürk’ü 20 gün ağırladı. Bu tanışmadan sonra haberleşmeleri devam etti. Bir süre sonra Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım da, sağlık sorunları nedeniyle İzmir’e gittiğinde köşkte ağırlandı. Zübeyde Hanım’ın 14 Ocak 1923’te ölümünden sonra İzmir’e gelen Mustafa Kemal ile Latife Hanım 29 Ocak 1923’te, sade bir nikâhla evlendiler.

Karşıyaka - Dünya Barış Anıtı

DÜNYA BARIŞ ANITI

Orgeneral Nafiz Gürman Mahallesi üzerinde yer alan rekreasyon alanının zirvesinde kurulan ve İzmir’in iç ve dış körfezine gökyüzünden bakıyor hissini uyandıran Dünya Barış Anıtı
içerisindeki ekvator seyir terasıyla İzmir’i gökyüzünden panoramik seyretme imkanı verirken, kafeteryası, restoranı ve piknik alanıyla da çevresindeki doğa güzelliklerini dinlence olanağıyla birlikte sunuyor.

 

Loading..
Yükleniyor. Lütfen bekleyiniz..